Ana içeriğe atla

bir aşk metni, bu kadar sıçabilirdi konulu yazı.

kırmızı kalemi al ve uzatma. başlık atarsın belki yaşanılan her mutsuz sonlu hikayene. "bu sondu" dersin yanına adımı bile not düşmeyerek. insanlar sadece bir kez ölür, ben zaten yıllar öncesinde ölmüştüm. hayata döndüğümü düşündüğüm her an "siktir git" diyerek bağıran tanrıya cevap hakkım olmadı. tanrı ne derse yapmak zorundasın! tanrı ölmeni isteseydi benim olmazdın; tanrı seni yaşatmayı seçti, beni öldürmeyi.

sarhoşluk, damarlarında akan kandan hızlıca geçerken bağırmak istersin "ölmek istiyorum!" diye. tanrı müdahale etmez, hayat da düzelmez zaten. ona bağırma! böyle olmasını sen istedin, sen doğdun sen yaşadın, seni sen yarattın. tanrı sana yardımcı olmasaydı bağırmazdım. sen yaratıldığından beri varoluşla ilgili problemlerim var. çözülmez sorular ve sınırsız baş ağrıları.

varoluşsal sorunlarımı vurduğum her şeyi paramparça ettim! helal olsun. tebrikler, yıllardır parçalanmamış her kalbi tek tek keşfedip parçalarken yakalandım. sonum idam. yıllar sonrasında, bugünlerimi "yıllar öncesinde bir pencereden bakmıştım." diye anlatırken yaptığım her gülümsemenin sebebi yine ben olacağım. bugünlerde hayalini kurduğun her çocuk, mutsuzluğun rehberi olarak romanlarımı okuyacak.

yavaşça yazdım onca şeyi. hedefi belli olmayan bir aşk hikayesi çok da anlamlı olmuyor. kim demiş duygulara inanmayan insan aşkı yazamaz diye? ben öyle bir duygusuz tanıdım ki; her acısı birbirine dolanmış. bu bir savunma mekanizması değil; insanlığın bedeli. ölmeyi isteyen o kadar çok insana göre yok zaten falan sebebim. sadece ölmek, kimseye belli etmeden. eminim aids olsaydım şimdiye çoktan ölmüştüm.

"peki öldükten sonra ne olacak?" diyen yüzlerce insana ölmeden önce ne olduklarını sordum. yaşadığın hayat ne kadar güzel? yaşadığın hayattan ne kadar memnunsun? çevrenizde benim gibi mutsuzlukla dolmuş bir insan varsa; hayatınızdan çıkarmadan önce, onun gibi yaşamak istersiniz. onun mutsuzluğu size ağır geldiğindeyse gitmek.

insanlardan gitmek kolaydır, olmasaydı bu kadar gözyaşı boşuna akmazdı. her şeyden gidebiliyorsun da, kendinden gidemeyeceğini bilmek zor olmalı. birinden git, bir yerden git, çok uzaklara yerleş... hayatında hala hiçbir şey değişmediyse sorun sensin demektir; bay... mutsuzluğa bağımlı.

kahveden çikolatalar yapıp adını bitter koydular, acı olsun diye. sanki yeterince acı yokmuş gibi, tatlıyı bile acıya bağlayabilen insanlar tanıdım. sanki yeterince acı yokmuş gibi, aşık olan aptallar. mutluluk için başkasına bağımlı olduğunu düşünen amsalaklar ve sik hastaları, mutluluğu parada arayan satılık böbrekli orospu çocukları... kimse de çıkıp demiyor ki "bizim için yapılan o kadar mutluluk varken tüm dünya mutsuzluktan yıkılıyor. durum böyleyken, tüm dünya mutluluğu yanlış yerde arıyor. bugüne kadar mutluluk için yapılmış, yazılmış her şey yanlış olamaz mı?" diye.


niye yalnız olduğumun cevabı açık ve net. küçük sürprizlere oluşturduğunuz yalancı mutluluklar beni tatmin etmiyor. ve ben hariç kimse, koskocaman dünyada, bugüne kadar mutluluk için yapılmış ve yazılmış her şeyin yanlış ve yalan olduğunu düşünmüyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…