Ana içeriğe atla

saçmalattirik: aşk ve parazit ilişkisi.

bir tarafta kültablası, yanmakta olan bir sigara, saatlerdir uyuyamayan bir insan evladı ve nereye gittiği bilinmeyen hikaye. bomboş sayfa, kafatasının içerisindeki et parçasından gram gram yemeye başlamış düşünce parazitleri. bir canlıya bağımlı olarak yaşayabilen ve üzerinde yaşadığı canlıya zarar verebilen organizmalara parazit denir. bir parazitin, diğer canlının iç kısmında yaşaması durumunaysa endoparazitizm. bu açıyla bakarsan eğer, aslında içini yiyen her düşünce, endoparazit bir yaşam formudur. alkoller, uyuşturucular ve sigaralarsa bu parazitleri öldürmek için yaratılmış ve tıbbın henüz keşfedemediği, yan etkisi ölüm olan ilaçlarıdır. kendi kendimizi bitirirken hala bu dünyanın en kıymetli varlıkları olduğumuzu iddia edebiliyoruz... işin doğrusuysa, kendimiz bile kendimizi reddediyoruz.

dünyadaki milyonlarca türün aksine, düşünebilen tek varlığız. aynı zamanda, kendi kendini bitirebilen.

bir tarafta kültablası, sönmüş olan bir sigara, saatler önce uyuyabilen bir insan evladı ve nereye gittiği hala bilinmeyen bir hikaye. tekrar yakılmış bir sigara. tekrar sönmüş. tekrar yakılmış, tekrar sönmüş. birbirini takip eden olaylar serisi yıllar öncesinde tütünü keşfeden adamın, bundan zevk alıp işi bağımlılık hale getirmesiyle başlamış. tekrar yakmış sigarasını adam, tekrar söndürmüş. içindeki tüm yaşam formlarını öldüren bu adam; kanser sebebiyle ölürken gülümsüyormuş. son sözünü duymuşlar, "güzel... en azından düşünmüyorum."

bir şekilde kendi kendimizi bitirmek zorundayız. kanserle veya değil. düşünceyle veya değil. acıyla veya değil. ölmenin binlerce farklı yolu var; hangisinin seni gülümseteceğini sen bilebilirsin.

bir tarafta kahve kupası, bir tarafta eli klavyede bir şeyler yazan adam. hala nereye gittiği bilinmeyen bir hikaye ve belirsizliği çözememiş okuyucu. gözleri, kelimeleri uykulu uykulu seçerken 'sanırım uyumak istemiyorum' diyerek yataktan kalkıp balkona çıkan ve son sigarasını yakan kadının kaçan uykusundan istiyorum. uyursam ölecekmişim gibi geliyor ve parazitlere o kadar bağımlıyım ki; kötü bir şey olmayacağını düşünerek yaşamak beni çıldırtıyor.

konudan konuya atlayan bir adam.
balkondan atlayan bir kadın.

intihar kötü bir eylemdir; güzel cümlelerle anlatmıyorsan eğer. bir parazitin, diğer canlının dış kısmında yaşaması durumuna ektoparazitizm denir. bu açıyla bakarsan eğer, aslında aşk yaşadığını düşünen tüm insanlar ektoparazit bir yaşam formudur. alkoller, uyuşturucular ve sigaralarsa bu parazitleri öldürmek için yaratılmış ve tıbbın henüz keşfedemediği, yan etkisi ölüm olan ilaçlarıdır. kendi kendinizi bitirirken, diğer insanın sizin mutsuzluğunuzdan içten içe zevk alması durumu daima var olacaktır. kendi kendinizi bitirirken hala bu dünyanın en kıymetli varlıkları olduğumuzu iddia edebiliyoruz... işin doğrusuysa, kendimiz bile kendinizi reddediyorsunuz.

konudan konuyu seçemeyen bir adam.
tekrar eden paragraf ve anlamsız cümleler.

iyi bilirsin. aşk'da, geriye kalan her şey gibi insanı öldüren bir hastalıktır. bir şekilde kendi kendimizi bitirmek zorundayız. kanserle veya değil. düşünceyle veya değil. acıyla veya değil. ölmenin binlerce farklı yolu var; hangisinin seni gülümseteceğini sen bilebilirsin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…