sikimsonik yazılar serisi: hala ne dediğimi bilmiyorum.

boş sayfa aç. kapat. boş sayfa aç. kapat. boş sayfa aç. kapat. ne yazsam? boş sayfa aç. kapat. boş sayfa aç. ne yazsam? nelerden bahsetsem? değersiz insanların nesli. en ufak şeye, en çok üzülenlerin nesli. karanlığa kendine hapseden, ışığı açmayı unutanların nesli. boş sayfa aç. kapat. boş sayfa aç, yazmaya başla. belki aklıma gelir diye yazdığım onca hikayeyi, neden yazdığımı, nasıl yazdığımı bir türlü hatırlayamıyorum.

siz insanlar, her şeyin bokunu çıkartmakta ustasınız. bir kere olsa bile, adam akıllı sevemedeniz ya; lanet olsun o küçük, milyonlarca tür arasında kendilerini gelişmiş bir varlık olarak anlatan beyninize! düşünmeyin. sizi diğer varlıklardan ayırdığını düşündüğünüz o "düşünebilme" özelliği; sizi delirtmekten başka hiçbir işe yaramıyor. daha çok deliriyor, daha çok insana zarar veriyorsunuz. yazıklar olsun, hepinizin amına koyayım.

yarım kalan şarap gibiyim, tadım biraz ekşi. sabah erken uyandım, ne bok var bilmeden. son zamanlarda hep, erkenden uyanıyorum zaten. bir tarafım kendime yaptığım eziyetten kaçarken; diğer tarafım, eziyet etmekten zevk alıyormuş gibi.

neye dönüştüğümü bilmiyorum. her gün "tanrım, ben ne günah işledim?" diye düşünmekten sıkıldım ve oturup yaratılmış olmanın bile bir günah olduğuna karar verdim. "tanrının istenmeyen çocuklarıyız" cümlesi tamı tamına doğruydu belki de; tanrı, istemeden birileriyle birlikte oluyor ve bizleri yaratıyordu. tanrının gözünde kürtajın yeri yoktur; doğum için ortaya koyulmuş her mahsül, yaratılmak zorundadır. ve yaratılmış her mahsül, başlayan yeni bir kötü dönemin işaretidir. bunu bilen tanrının bile zevklerden uzak duramıyor olması; "var olmanın" en büyük günahı.

karanlıktan korkan cüceler tanıyorum, tam yedi tane. bir prensese sahip olmanın zevkini yaşıyorlardı en son konuştuğumuzda. bir prenses tanıyorum; tam yedi tane cüceye sahip. bir prensi beklediğini anlatan orospu, sahip olduğu yedi tane cücelerin sikini küçük olarak gördüğü için, cücelerinin değerini bilmiyordu. prenses ile yedi cücelerin hikayesini uydururken, diğer insanları düşünüyordum. milyonlarca insana sahip, milyarlarca yalnızlık ordusu tanıyorum. herkesin yalnızlığı, üst seviye korumalı kuleler yapmış kendilerini başkalarının yalnızlığından korumak için. ve kimse, başkalarının varlığının bile değerini bilmiyordu.

bir piyano tanıyorum bir türlü çalmak istemeyen. bir insan tanıyorum, yarım kalan şarap gibi, tadı biraz ekşi. bir kaç insan tanıyorum; yarım kalan şarabı bitirmek için can atan. bir kadın var tanıdığım, yarım kalan şaraba ne olduğu umrunda bile değil. tek derdi, şarabı yarım bırakmak.

bilmiyorum yine ne dediğimi.
belki içseydim, iyi gelirdi.
belki gitseydim, ruhu bile duymazdı.
belki giderim, ruhu, bu haberi almadan.
"iyi geceler" dilerim.
bir gece, iyi olabilecekse tabi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız