Kayıtlar

Kasım, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ben kimim ki?

...insanın aklına tek bir soru gelir sonra "ben kimim ki..." diye başlayan. kimsenin cevap veremeyeceği sorular vardır, cevap verse de yalan söyleyeceği. bazı konularda hiçbir zaman doğrunun ne olduğunu öğrenemezsin; için neyin yanlış olduğunu bağırsa da kabullenemezsin. bazen her doğru bildiğin şeyin yanlış olduğunu fark eder ama buna rağmen gerçekten yanlış olduğunu görmek istersin. her insan elde edemeyeceği şeylerin peşinde koşar. yaptığın bir eyleme "hata" lafını koyduğunda, seni "yanlış" ile ayıran bir nokta vardır. "hata"lar bilerek de yapılabilir, yanlışlar yapılamaz.

neye ne kadar inandığınızı bilmiyorum. ama sadece gözlerinize bakarak birini ne kadar sevdiğinizi anlayabilirim. bazen kör olmak istiyorum bana ne kadar nefret dolu baktığınızı görmemek için. bazen yok olmak istiyorum. çünkü içimden, gözlerinizdeki o bakışı sadece yok olmak çözebilirmiş gibi geliyor. yok olmayı isterken bile beni sevemeyen insanları düşünüyorum anlayacağını…

doğum günün.

hava soğuk. güneş bile yerini bulutlara bıraktı. nereye baksam özlemekten başka bir şey göremiyorum artık. sessizliğin en büyük çaresizlik olduğuna şahit oldum; birbirine karşı sessiz iki insanın da sevişebildiğini görmek en büyük tecrübemdi hayatımda. kimsenin görmediği dakikalarda gözlerimden yaş süzülürken aşkın varlığını tartıyordum her zamanki gibi. aşk benim için bir şey ifade etmiyordu adın geçmediğinde. ve bir süreliğine en büyük günahımdı adını söylemek.

tanrı'nın neden şarabı yasakladığını düşündüm uzunca bir süre. kadehlerimizi şerefimize kaldırırken keşfettim cevabını; tanrı her boş kadehe baktığında dolu olduğu zamanları hatırlıyordu. tanrı da sevdikleriyle sessizken sevişirdi çünkü. tanrının da hiçbir insanla konuşmamasının bir sebebi vardı, sen gibi.

aslında sonu boş bırakılmış uzun metinlerde keşfettim ben her şeyi. ne kadar uzun cümleler kurarsan kur, sonunu getiremediğinde söylediğin her cümle boşunadır çünkü. her insanın uzun cümleleri vardır, fakat bazı insanla…

sorgu.

Resim
en son ne zaman arkadaşlarınla buluşup bir şeyler içtin? en son ne zaman sen değil de bir başkası gelip "hadi içelim" dedi sana? gürültülü bir konser alanında müzik ne kadar eğlenceli olursa olsun, yalnız başına olduğun için kafanı sallayamadığını düşün. kapalı bar'ların sahne arkasında çaresizce otururken, sahnenin önüne baktığını düşün... o manzara... sen hariç kimsenin yalnız olmadığını fark et. herkes eğlenirken, doğduğunda cami önüne bırakılmış bir piç gibisin. ondan hiç farkın yok. sahi ya, ne zamandır tek başına içiyorsun? geçiyor mu her şey içince?

alkol vücudunu kendine hapsettiğinde, ertesi gün hiçbir şeyi hatırlamayacağın halde bağırmak istediğin tek şeyin "çok yalnızım!" olduğunu düşün. ne yaptığını hatırlamayacaksın. istediğine tecavüz edip insanlık dışı isteklerini yerine getirebilirsin. istediğinin yanına yaklaşıp sigara isteyebilir, "durun, çakmağı benden alın" diyebilirsin. kendinden hiç beklemediğin şeyler yapabilirsin; ama hepsini …

fincanın boşluklarına saklanmış hayat.

mezarlıklarda yürüyüş yaptığımı kimse bilmezdi küçüklüğümde. yakılmış bir monte carlo'da hatırladığım çocukluğum. kül tablam yine doldu ya... boşaltmaya mecalim yok. kendimi o kadar iyi saklamıştım ki, kimsenin bulabileceğini zannetmiyordum küçük bir kahve fincanında. delik deşik edilmiş kahve fincanının boşluklarına sakladığım tüm sırlarım deşifre artık. tanrı yerine kendimle konuşmanın vakti geldi; "ben yokken, buralarda neler oldu?"

"ben bu kadar günah işledim mi?" diye sordum içimden. arkamdan ağlayan kadınlar, terk edilmiş yüzler... "sen bu kadar çok kişiyi sevdin mi" diye sordu dışımdan bir ses. ben o kadar çok sevdim ki bir kadını, geri kalanları silmek zor olmadı.

"kadınları ağlatan erkekler orospu çocuğudur" derdim taa ki bir kadını yanımda ağlarken görene dek. bu kadar vurdumduymaz olduğunda insan, kendi yaptığı hiçbir şeyi göremez. "benim yardıma ihtiyacım var." diye bağırırken kimse duymadı. şimdi kahve falımda çıktı ya…

saçmalattirik: sil baştan başlarsa her şey.

yıllarca yalnızlığı büyüttüm. yalnızlık gözümde çok küçüldü. yalnızlık, fotoğraflarda bile gözükmek istemeyen bir ben yarattı insanlığın gözünde. atasözlerine konu olan kargayı besledim, insanlığın gözünü oyması için. karga gözümü oydu, her şeye karanlığım artık. bir şarkı oldum dinlenmesi henüz sayılarla buluşamayan. bir güneş oldum, o günden beri hiçbir şehir aydınlık olmadı.

insanlarla konuşmayı özledim, yazışmayı değil. oysaki ne çok hayalim vardı her şeyin düzeleceğine dair. "bir şeyler eksik" diye bağırmak istedim günün her dakikasında. saniyeler elli dokuzu buldu, bir eksildi; bir fazlası, bir eksiği...
silip baştan başladım her şeye. sil baştan diyerek yüzlerce hikaye oluşturdum, hiçbiri silinmedi. yıllar önce yapılmış dövme gibiyim, pişman olunmasına rağmen bir türlü silinmemiş. kiminin sırtında melek simgesi, kiminin kolunda umut. bana sorsalardı sike konmuş kelebek olmak isterdim, sırf piçlik olsun diye.silip baştan başlayamazsın hiçbir şeye. sil baştan diyerek bin…

sonunu sen getir.

banyodaki kokuyla karşılaştığımda şaşırmıştım. bir arkadaşın, eski bir kadını hatırlatan parfümü burnumu yakıyordu. burnumun gözlerimle girdiği ufak tepkime beynime doğru yol alıyor, temizlenememiş kan toplardamar aracılığıyla kalbe doğru yol alıyordu. geçerken akciğer'e de bir selam veriyordu kan, sigara isteğini azdırıyordu. kalple buluştuğu ilk dakika da, burnumla başlayan yanma hissi, tüm vücuduma yayılıyordu. acı çekiyordum, içim yanıyordu. sigara içmeliydim, votka ya da. belki daha da sert bir şeyler. her şeyi unutabiliyordum, verilmiş sözleri bir kağıda yazıp balkondan fırlatarak özgürlüğüne kavuşturabiliyordum ama koku... duyduğum her yerde içimi acıtıyordu.

devamını oku. devamını yaz. devamını bilmelerine gerek yok, her şey olup bittiğiyle kalır. içimde yalnız bir acı, beni her şeyden uzaklaştıran... kime anlatmak istesem kimseye dönüşüyorlar, tanıştığımızı bile sanmıyorum sonrasında.

"sana bir şeyler anlatmak istiyorum."
"tamam, buluşalım."
sessizlik.

saçmalattirik: ne yazdığıma dair fikrim yok.

korkuyordum her çocuğu himayesine aldığı için tanrıdan. öldürmek üzereydim, gözlerime bakıyordu neden öldürüleceğini bilmeyen kadın. koşarak uzaklaşıyordum olay yerinden, hangi kameraya hangi açılardan yakalandığım umrumda olmadan. atlıyordum çatıdan, ilk defa fizik kurallarını bir tarafa bırakıp hangi şiddetle yere çarpacağıma bile bakmadan. ölüyordum belki de ilk defa, yine bir akşamın karanlığında.

boşaltılmamış bir kültablam vardı benim, çöp kutusuna bir türlü cesaretlenemediğim. uyuduğumdan beri kaç kadın gelip dökmüştür kim bilir. her filtreye hikayesini yazsaydım sigarayı neden içtiğimin, güzel bir sanat olurdu belki; birleşir roman olurdu kimliğimi anlatan. ve şimdi umarsızca "keşke" diyorum... uyuduğumda dökülen her kültablası, keşke hikayesini de unuttursa. bir kaç roman yazdım uyurken, bıraktım kenara. belki bir gün uyanırsın da okursun.

bilerek yapılmış anlatım bozukluklarıyla dolu yazdığım her hikaye. bir kaç kelimeyi cümle haline getirmekte zorlandığımdan oldu …

inanmazsan hiç okuma.

garip bir insan sesi tüylerimi diken diken ediyor. uzun zamandır kimseyle konuşmamış gibi hissediyorum, sesim o yüzden kalın biraz. kültablamdaki hiçbir izmariti atmadım, ölüme kaç adım daha yaklaşabildiğimi sayayım diye. anlatsam "yalan" diyorlar, anlatmasam "sessiz." ne yapsam bir çaresi yok, yapmasam da çaresizlik. garip bir insan sesi, yaşadığımı hissettiriyor. bense çoktan öldüğümü sanmıştım.

karanlıklarda çıktığım sokaklarda bir çok gül bahçesine rastladım. karanlığın en güzel tarafı da bu; tüm çiçekler simsiyah. gördüğüm her kırmızı rujlu kadının gözlerinde siyah eyeliner kalıntıları... renkli gözler altından fışkırmış siyah göz torbaları... kaldırımdaki kan izi, zamanın verdiği yıprantıyla siyaha dönüşmüş. bugün de bir cinayet olmadı sokaklarımda, bugün de her şey yerli yerinde. söyle o zaman bana; neden tüm tanıdıklarımın aksine benim içim simsiyah? ve neden o kadar rengarenk şeyin arasında ben, siyahlarla başbaşayım?

bu mutsuzluk konulu hallerimden sıkıla…

bir insan, nasıl mutsuz olabilir?

küçükken, en sevdiğim hastalık şizofreniydi. diğer insanların "yetersiz" diye tanımladığı, tanrının eksik olarak yarattığı biri olarak tanrı görevini üstlenmek ve bir şeyi yaratmak büyük bir zevk olurdu benim için. aylarca şizofreniyi araştırdım ve bir gün, anti depresana layık görüldüğümde kendimle gurur duydum. sahip olmaya çalıştığım tüm varsanılardan ve gururla kullandığım anti depresandan vazgeçmem bir ay kadar sürdü. sonrasında hiçbir şeyi sahiplenemedim. ne bir eşyayı, ne bir insanı, ne bir yeri ne bir var sanıyı ne bir suçu... belki bir yerlere ait olabilirim ümidiyle uzun yol otobüslerine aşık oldum kısa bir süreliğine. sırf beni ait olamadığım yerlerden başka yerlere götürüyorlar diye. dedim ya, tanrının eksik olarak yarattığı biriydim ben. otobüslerden nefret etmem de bir kaç uzun yolculuğu tamamladıktan sonra oldu.

yıllarca saçma sapan aşk hikayelerini anlattım insanlara. geçen gün düşündüm de, bu kadar uzun süre yalnız kalıp kimse tarafından aranmıyorsam; demek …