Ana içeriğe atla

saçmalattirik: ne yazdığıma dair fikrim yok.

korkuyordum her çocuğu himayesine aldığı için tanrıdan. öldürmek üzereydim, gözlerime bakıyordu neden öldürüleceğini bilmeyen kadın. koşarak uzaklaşıyordum olay yerinden, hangi kameraya hangi açılardan yakalandığım umrumda olmadan. atlıyordum çatıdan, ilk defa fizik kurallarını bir tarafa bırakıp hangi şiddetle yere çarpacağıma bile bakmadan. ölüyordum belki de ilk defa, yine bir akşamın karanlığında.

boşaltılmamış bir kültablam vardı benim, çöp kutusuna bir türlü cesaretlenemediğim. uyuduğumdan beri kaç kadın gelip dökmüştür kim bilir. her filtreye hikayesini yazsaydım sigarayı neden içtiğimin, güzel bir sanat olurdu belki; birleşir roman olurdu kimliğimi anlatan. ve şimdi umarsızca "keşke" diyorum... uyuduğumda dökülen her kültablası, keşke hikayesini de unuttursa. bir kaç roman yazdım uyurken, bıraktım kenara. belki bir gün uyanırsın da okursun.

bilerek yapılmış anlatım bozukluklarıyla dolu yazdığım her hikaye. bir kaç kelimeyi cümle haline getirmekte zorlandığımdan oldu uzun süre yazmamam.

korkuyordum her çocuğu himayesine aldığı için tanrıdan. tanrı kadını yarattı kendisine vekalet olsun diye. korktum her erkeği himayesine alan kadınlardan. ve korkuyorum şimdi tüm insanlıktan; baktığımda tanrıyı görüyorum diye.

tek pencereli bir oda, uzun saatler sürmüş nöbetler. küçüklüğümde gördüğüm her hayalet şimdilerde peşimden koşuyor. yalnızlık beni şizofren yapmadı, kendimi şizofren yaptım. yalnızlığın bir iyisi var; bir de ben varım.

yavaş yavaş biten tüm hikayelerin sonu gibi, bir hikaye daha sonuca bağlanmasın.

gözlerime bakıyordu neden öldüreleceğini bilmeyen bir kadın. koşarak uzaklaşıyordum olay yerinden. rüyalarım parça parçaydı, birleşiyor şimdilerde. bir cinayete şahit oldum rüyamda. ve sen uyandın, cinayet silahı oldun. atlıyordum çatıdan. ilk defa vazgeçtim atlamaktan...

sen geldin, olur ya böyle şeyler; cinayet silahı oldun.
önce kendini, sonra beni vurdun.

tabi olmaz ya böyle şeyler, önce beni vurursun sandım; sonra kendini.
ama olur ya rüyalarda, senle ben kavuşuruz.
olmaz ya gerçeklerde... kim bilir?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…