Ana içeriğe atla

saçmalattirik: sil baştan başlarsa her şey.

yıllarca yalnızlığı büyüttüm. yalnızlık gözümde çok küçüldü. yalnızlık, fotoğraflarda bile gözükmek istemeyen bir ben yarattı insanlığın gözünde. atasözlerine konu olan kargayı besledim, insanlığın gözünü oyması için. karga gözümü oydu, her şeye karanlığım artık. bir şarkı oldum dinlenmesi henüz sayılarla buluşamayan. bir güneş oldum, o günden beri hiçbir şehir aydınlık olmadı.

insanlarla konuşmayı özledim, yazışmayı değil. oysaki ne çok hayalim vardı her şeyin düzeleceğine dair. "bir şeyler eksik" diye bağırmak istedim günün her dakikasında. saniyeler elli dokuzu buldu, bir eksildi; bir fazlası, bir eksiği...
silip baştan başladım her şeye. sil baştan diyerek yüzlerce hikaye oluşturdum, hiçbiri silinmedi. yıllar önce yapılmış dövme gibiyim, pişman olunmasına rağmen bir türlü silinmemiş. kiminin sırtında melek simgesi, kiminin kolunda umut. bana sorsalardı sike konmuş kelebek olmak isterdim, sırf piçlik olsun diye.
silip baştan başlayamazsın hiçbir şeye. sil baştan diyerek binlerce hikaye bile yazsan sikinde olmaz kimsenin; kelebek gibi. tanrı bir kere gönderdi seni, bir amacın var; nefes almak. bu yüzden milyarlarca insanın başarabildiği tek şeye "hayat" diyorlar. biraz kafan iyi olsa, günahların azar; nefes alışverişlerin hızlanır. tanrı kızar, ateşi közler. birazdan yanıp gideceğim gibi sanki. "merhaba, ben sikindeki kelebek."
silip baştan başlasan her şeye, her şey tekrarlanırdı. küçükken görülen her halüsinasyon geleceğin bir yansımasıdır. ben küçükken hiçbir şey olmuştum kendimi süper kahraman gibi hissettiğim dakikalarda. gökhan ortasahadan vurduğu şutunu doksana takmıştı. onurcan'ın pokemonları vardı hepimizi kandırdığı. benim hiçbir şeyim yoktu, hayal gücüm dahil.
silip baştan başladım her şeye. sil baştan diyerek yüzlerce hikaye oluşturdum, hiçbiri silinmedi. yıllar sonra bir dövme gibi yapışacağım birinin vücuduna, beni silerken hiç tereddüt etmeyecek. ya da hepsini siktir et, her kelimem saçmalığın daniskası.
pencerem buğulu. beni okuyor mudur sence tanrı?
tanrıya küs değilim, insan en büyük düşmanına küsmemeli.

hadi vuralım kendimizi. hadi kimse anlamasın neden yaptığımızı. "bir anlık sinirle" yaptı desinler arkamızdan, unutup gitsinler.

hadi çekelin kendimizi, kimsenin bizi bulamayacağı sokaklara. bu gece varsa cesaretin, çorba içmeye gidelim karanlığı da alıp.

ne bileyim, hadi sevelim birbirimizi.
hadi nefret edelim birbirimizden.

hadi, siktir edelim her şeyi. seni de. beni de.
başında "yalnızlık" yazan bir yazının sonunda, başkası olamaz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…