Ana içeriğe atla

sorgu.


en son ne zaman arkadaşlarınla buluşup bir şeyler içtin? en son ne zaman sen değil de bir başkası gelip "hadi içelim" dedi sana? gürültülü bir konser alanında müzik ne kadar eğlenceli olursa olsun, yalnız başına olduğun için kafanı sallayamadığını düşün. kapalı bar'ların sahne arkasında çaresizce otururken, sahnenin önüne baktığını düşün... o manzara... sen hariç kimsenin yalnız olmadığını fark et. herkes eğlenirken, doğduğunda cami önüne bırakılmış bir piç gibisin. ondan hiç farkın yok. sahi ya, ne zamandır tek başına içiyorsun? geçiyor mu her şey içince?

alkol vücudunu kendine hapsettiğinde, ertesi gün hiçbir şeyi hatırlamayacağın halde bağırmak istediğin tek şeyin "çok yalnızım!" olduğunu düşün. ne yaptığını hatırlamayacaksın. istediğine tecavüz edip insanlık dışı isteklerini yerine getirebilirsin. istediğinin yanına yaklaşıp sigara isteyebilir, "durun, çakmağı benden alın" diyebilirsin. kendinden hiç beklemediğin şeyler yapabilirsin; ama hepsini bir kenara bıraktığını ve içerken olduğu gibi, yalnızlığına sığınıp ağladığını bir düşün. şimdi uyan ve kendine gel, yalnızlığa alışılmaz. alıştığını zanneder insan. yalnızlık hayat gibi, yaşadıkça öldüren bir hastalık.

komik bir konu aslında bu, çoğu insanın bu konuyla dalga geçmesi için geçerli sebepleri var. kime "yalnızım" dersen -ki "yalnızım" diyebileceğin birini bulamadığında gerçekten yalnız olacaksın, seni küçümser. ve kimse, yalnızlığın ne kadar büyük bir tehlike olduğunun farkında değil aslında.

hayatta hepimiz bir fareden ibaretiz. önümüze koyulan peynirlerin peşinden koşuyor; peynirin lezzetine vardığımızda bugüne kadar yediğimiz tüm peynirlerin aslında zehirli olduğunu fark edemiyoruz. intihar edenler, kendilerini bilerek kapandaki peynire atıyor. biz; farkında olmadan intihar ediyoruz, peynirlerin zehirli olmadığına inanarak geçiyor ömrümüz.

doğduğunda cami önüne bırakılan bir piç olduğunu düşün. ki yalnızsan eminim ki bunu çoktan düşünmüşsündür. en son ne zaman arkadaşlarınla buluşup bir şeyler içtin acaba? en son ne zaman sahip olduğun tüm "arkadaşlara" bakıp, "ulan ben aslında yalnızım be." dedin? henüz kullanılmamış bir prezervatif olduğunu düşün, hangi etkiye sahip olduğuna sen karar ver. etkin ne olursa olsun, bir sike sap olduktan sonra içine bırakılmış döllerle terk edileceksin çöp kutularına.

pizza kutusu içine koyulmuş pizza sosu paketi olduğunu düşün. kullanılmadığını, bir işe yaramadığını.
bardağa büyük bir açlıkla koyulmuş su olduğunu düşün. içilmeden lavobaya döküldüğünü.
kaybolmuş bir çakmak olduğunu düşün.
bilgisayar klavyesine koyulmuş gereksiz bir tuş olduğunu düşün.

neyi düşünürsen düşün... kendini sorguladığında verdiğin her cevap yalnızlığa çıkıyorsa eğer kafana kurşun sıkıp tanrıya isyan etmek için iyi bir sebebin var demektir.

konsere git, sahne arkasına geç. önünde eğlenen yüzlerce insana bir bak. ne bileyim... insan böyle olduğunda kendini hiçbir şeymiş gibi hissediyor. işin garip kısmı da zaten, kimse bize, bir şey olduğumuzu söylemedi; fare hariç.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…