kalkıyor, yürüyor ve uzaklaşıyorduk.

müzik çalarım beni eskiye götürüyordu. can kazaz denen bir adam, hayallerinin peşinde koşuyordu. renklerin içindeydi, tarifsiz hislerde. kulaklığımda bu cümleler yankılanırken etrafı izliyor, birbirlerine cümleler söylemeye çalışan sarhoş insanlara dublaj yapıyordum. aşırı sarhoş bir adam bar'da birasını yudumluyordu. sadece saçlarını görebiliyordum. bir kadın, erkeğin yanına doğru yaklaşıyordu. kadın, erkeğe "yarın sabah dönüyorum. gitmeden önce seni öpmem lazım." diyordu. kadın, erkeğin sakallarını tutuyordu sonra. kendisine çekiyordu adamı. ne kadar olduğunu hatırlamadığım bir süre öpüşüyorlardı. sonra kadın geri dönüyor, yürüyor ve uzaklaşıyordu.

adamın haline acıyordum. daha fazla aşağılamamak için kafamı çevirdim. sarhoş bir çift ve iki arkadaşı, iki masa sağımızda oturuyordu. bu arada hayallerinin peşinde koşan can kazaz, masallardan birinde prensese rastlıyordu. uzanıp dokunamıyordu. prensesin sihirlerini göremediği için isyan ediyordu. sarhoş kadın, sarhoş erkeğe öpücükler atarak yaklaşıyordu. sarhoş erkek, kadının dudaklarına yapışıyordu. ne kadar olduğunu hatırlamadığım bir süre öpüşüyorlardı. sonra ben kalkıyor, yürüyor ve uzaklaşıyordum.

eve geldiğimde can kazaz diye bir şeyin varlığını bile unutmuştum. telefonumu yatağın üzerine fırlatmıştım. banyoya koşup aynaya bakmıştım bugünü değerlendirmek için. yüzümde kırışıklıklar artmıştı, düne göre belki de 1 nanometre daha fazlaydı. fazlalığını hissetmiştim sadece. aynada gözlerime bakmıştım. kendimle konuşmayı ummuştum. ne kadar olduğunu hatırlamadığım bir süre bakışmıştım gözlerimle. sonra aynadaki ben kalkmıştı, yürümüştü ve uzaklaşmıştı.

bugüne geldim. arkadaşlarımla oturduğum doğum günü sofrasında, arkadaşlarım yazılmış ve fırlatılmış mektuplardan bahsetti. yazıp da fırlatmaktan korktuğum mektuplar kafamdan geçti o an. birbiriyle sevişen bir çiftin sağına. birbirini her şeyden çok seven diğer bir çiftin soluna oturdum. eskilerde birbirini çok seven, şimdilerde birbirinden nefret eden iki insandan birisi bizim masamızda, diğeri üç masa sağımızda oturuyordu. arada yalnız kalmıştım. sohbetler, kahkahalar, dışarıya gösterilen muhteşem hayatlar falan tamam ama yalnızlığı en çok o an hissettim. sol tarafımda dönen farklı, sağ tarafımda dönen farklı muhabbetten soyutladım kendimi. hayatımda belki de en çok o an yanımda birini istemiştim. dışarıya yaptığım sohbeti birleştirme çabaları dışında, özellikle kendime "keşke ben de biriyle sohbet etseydim de başkaları soyutlaştırsaydı kendini." dedim. aldatılmak, sevgisizlik, ilgisizlik her şey bir kenara tamam ama; en çok oradaki yalnızlık acıttı canımı. sonra biz kalktık, yürüdük ve uzaklaştık.

en çok şeyi merak ediyorum.
otursaydı kadın erkeğin yanına, gitmek zorunda olmasaydı ne olurdu ikisine? erkek, son satırlarında yine "neden soruyorsun onu? bi şey mi olmuş?" mu yazardı?
otursaydım, yürümeseydim ve uzaklaşmasaydım oradan; her şey farklı olur muydu?
aynadaki ben gitmeseydi, benimle konuşsaydı daha iyi anlar mıydım kendimi?

kalkmasaydık, yürümeseydik ve uzaklaşmasaydık... boşver, bu kısmı biliyorum. bursa'dan ölüm çıksa, mezarıma gelip dua etmeyecek sevdiklerim var benim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.