Ana içeriğe atla

yeniden başlangıç, bitiş düdüğü.

karanlıklar bana küstü, ben aydınlıklara küsmüştüm. renklerin olmadığı bir yere götürün beni, mümkünse siyahı da renkten sayın. tanrının karşısına koyun beni, konuşacaklarım var. sigara paketimden istediğiniz kadar sigara alabilirsiniz; malum, bir elveda sonrası en güzel giden şeydir nikotin parçası.

çığlıklar atarken ağlayasım var. içime biraz yaklaşsan, hıçkırık seslerinden kendini parçalar zaten kulakların. bulutları parçalasın mikail. deyin ki "emir büyük yerden, tanrının da gözyaşlarının bazen parça parça yağmasına ihtiyacı var." bir adam doğar. bir kadın doğar. iki insan birbirini sever. biri paramparça olur, gözleri dolar. tanrıyı düşün; milyarlarca çocuğu var, milyarlarca paramparça insan. çok yerinden bıçaklanmış kalpler. hava soğuk bak, üşüyorum. kaloriferi sonuna kadar yaksan da fiziğim ısınır ya; bi bak bakalım kalbim ne durumda? havada güneş var, parçalanmış bulutlar. kalp desen, soğukluğunda fok balıkları yaşar. fok balıkları desen, çoktan intihar çabasında.

al sigaramdan, çekinme. utanma. bu sefer mutluluğa değil de, elvedaya yak. bir sigara, elveda için içildiğinde koca bir her şeydir. akciğerler parçalanır küçük dumanlar için. kalbe kirli kan gider, kirli kan çıkar. beyin kansız kalır, ölürsün belki. sonuçta ölüm de elvedalarda yakılan sigaralar gibi; hiçlikten, koca bir her şeye dönüşür. koskoca bir hiç'in her şeyi olmak nedir bilir misin? bazen sırf bu yüzden, elveda sonrasında içilen sigara olmak isterim. bazen sırf bu yüzden, ölüm olmak isterim. sırf birini yersiz ve zamansız öldüreyim diye.

derin uçurumlar kazmışlar insan için. kurban bayramında kesilmiş her malın, kanlarının gömüldüğü yerdeyim. hastasına kanser haberini vermek üzere olan doktor gibiyim; hastamın, sırf bu illetten kurtulması için ölmesini diliyorum sadece. psikolojik kanserler yaratıyorum kendime, henüz tedavisi olmayan. doktorlar da ölür, bilirsin. belki de bir doktora en çok, yüzlerce insanı kurtardıktan sonra, yalnız ölmek koyar.

artık yalnızlık da canımı acıtmıyor. yalnızlığın yerini ben aldım, yarama tuz basıp çığlıklar atıyorum. düşüncelerime şiddetler katıyorum, düşünsene bir insanın kendini sayısız kez bıçakladığını. benimle tanış, nasıl bir duygu olduğunu anlarsın.

bazen neyi seversen gider. bazen hiç sevmemek gerekir belki. olmayan bahçeler yaratırsın kendiliğinden. güller dikersin. dikenlerini temizlersin. başkası gelir, güllerini koparır. aynaya bakar ve susarsın. farkına varırsın sonra... o bahçeler aslında yoktu. her şeyi sen yarattın, şimdi sadece "sen" üzülmek zorundasın.

hiçbir zaman kavga etmezsin. ve tek bir kavga. hatta, kavga bile değil. kendinle gurur duyarsın bir taraftan, zaten güçsüzdüm; bu kadar dayanabilmem bile mucize. pes ettiğin yerde kalırsın öyle. soğukta, sırtını duvara yaslayıp kafasını öne eğmiş, dizlerini kendisine doğru çekmiş bir çocuk gibi. ayaklarını uzatırsın, insanlar görmezden gelir, üzerine basarlar. arabaların önüne atarsın kendini, olur ya; dünya yok olur ama bir patlamanın etkisiyle mars'ta tek insan olarak bulursun kendini.

bazen her şeyin olma ihtimali vardır.
bazen, hiç beklemediğin halde siktirip gidersin.
siktirip giderler.
siktirip gidelim şimdi.

daha oynayacağımız çok oyun var. ve daha intihar etmek için çok sebebimiz olacak.
bir sigara daha, hadi; bu sefer koskoca bir hiçlik için. yani, yeniden başlangıca.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…