anlamsız, paragraflarım da öyle.

Mustafa Turhan (@merhababenodun) tarafından paylaşılan bir video ()

biz kelimesi üç harflidir. bekle kelimesiyse beş. bunu bilmek için yazar olmak gerekmez, rakamları bilirsen eğer çözemeyeceğin hiçbir problem yoktur. psikoloji, ruhu değil beyni araştırır. "ben iyiyim, fakat ruhum yoruldu." cümlesindeki ruh aslında birçok şeyin tasviridir. çaresizlik. yalnızlık. ilgisizlik. çökmüşlük. vazgeçmişlik. mecalsizlik. "ruh hastalığı" denilen kavramsa birçok şeyin tasvirinde kullanılsa da, özünde insanın kendi kendini hasta etmesi demektir. kavram karmaşasına gerek yok; bunların hepsi bana göre. insanın kendi kendini çaresizleştirmesi, yalnızlaştırması, ilgisizleştirmesi, çökertmesi, vazgeçtirmesi, mecalsizleştirmesi.

birbiriyle alakası olmayan paragraflar yazmak istiyorum. bu yüzden şüphesiz ki bu paragraf, bu cümleyle başlıyor. birbirinden güzel cümlelerin arasına kullanmaktan orospu ettiğim saçma salak kelimeleri yerleştirmek istiyorum. sırf cümlenin ahengi bozulsun da kimseye anlam ifade etmesin diye. keşfetmişsinizdir belki, artık yazmıyorum; yazamıyorum. sadece yazmayı istiyorum ki bu beni yazmaktan itiyor. aynı, diğer istediğim şeylerden kendimi uzaklaştırdığım gibi.

bir garip... herkesin ruh hastalığı kendine, herkesin de bir ruh hastalığı var. madem "anti depresanlar" tedaviydi; neden hasta hissediyorum? neden hiçkimsenin hayatında bir rolüm yok? neden diye sormak istediğim çok soru var, muhattabı belli değil. soruyu kim üzerine alınırsa o cevaplıyor; çözümü kendinde bile olmadığını bile bile. insanlar nasıl mutlu olabiliyor? bak, bu sefer "neden" değil; "nasıl?" zira neden sebebi, nasılsa çözümü belirtir. bu soru ekleri, insanın çözüm arayıp aramadığını belli edebilir. bir insan "nasıl" diyorsa çözüm arıyor demektir; "neden" diyorsa halinden memnun sayılır. fakat kime göre, neye göre değil; yazdıklarımın hepsi kendim için.

göremiyor, duyamıyorum. görmüyor, duymuyor. çığlıklar atıyorum, onun için değil başkaları için. başkaları da duymuyor, anlamıyorum. ya çığlığım sadece içimde; ya da hiç var olmadım.

yaşasın


yaşasın. bu gece, yalnızlığa kadeh kaldırıyorum her zaman olduğu gibi. yaşasın... yaşasın tüm insanlık; beni, bu kadar çaresiz hissettirdiği için. bu kadar arkadaşsız, yalnız, tiksinç hissettirdiği için. yaşasın hayat. yaşasın ölüm. yaşasın savaş. yaşasın barış.

ben hiçbir zaman kendimden bu kadar utanmamıştım. "hiçbir zaman bu kadar ölmeyi istememiştim" demeyeceğim, her seferinde artıyor çünkü isteğim. yaşasın... beni, kendimden nefret ettiren herkes daha fazla yaşasın benden. bir zamanlar 35 yaşından fazla yaşamamayı ümit eden insanın limitlerini 24 yaşına kadar indirgeyen herkes daha fazla yaşasın. yaşasın sevgi. yaşasın nefret. mümkünse tanrım, ben hariç her şey yaşasın. birbirine tezatlık barındıran her şey yaşasın. yaşasın ki benim kadar tiksinç olmak neymiş; öğrensin insanlık. yaşasın tiyatro oyuncularını alkışlayan insanlar. yaşasın gerçekler. yaşasın yalanlar.

değişmeyecek hiçbir şey. yaşamayı istemeyenler yaşayacak; hangi günahın tohumuysak artık... o kadar azacak ki mutsuzluk, anti depresanlar dile gelecek "dur, yeter artık." diye. dayanamayacağım. tanrım, bırak isteğinle öleyim. isteğimle değil, istekleriyle değil.

beni, bana bırakma sakın. beni, başkasına emanet et. kutsal bir görevim varsa eğer artık başaramıyorum. kutsal bir yalnızlığım var, kaldıramıyorum.

intihar mektubu gibi geliyor dile yazdıklarım. ve intiharı tetikliyor gibi geliyor başkalarının yazdıkları. susmayı bilemedim. susmak da beni görmedi bir kez olsun. susmayı çok istedim, konuşmamayı, konuşamamayı. konuştum ama en sonunda. konuşurken bile düşünceleriyle baş edemeyen bir insanın sessizliği acımasız değil mi?

sussan bir sorun.
susmasan farklı. bir. sorun.

susmayı bir kez bana sorun lütfen; "özlemek" nedir anlatayım. elimde olsa düşünmem, meraklı değilim delirmeye. yaşasın sessizlik. yaşasın çığlıklar. yaşasın yalnızlık. yaşasın kalabalık. ben ölürsem sanırım, hiçbir şey bana dokunmaz.

yazasım var ama susasım da öyle. yine deliriyorum bak, yine düşünceler. bir kaç cümle her paragrafa yeter eminim; bir kaç kelime de özetine. ama yaşasın. bırak.

alakasız paragraflar: benim lanetim.

yerdeyim. pencereden baktığımda aklıma sadece "koşmak" kelimesini getiren bir yerdeyim. pencereden kendimi gördüğümdeyse mutsuzlukla kaplandığım bir yerde. koşarak uzaklaşmak ve bir yazıda kaç defa koşmak üzerine cümle kurabileceğimi bilmek istiyorum. beni sevebilir mi bilmek istiyorum, dahası ben birini sevebilir miyim? evden çıkabilir miyim örneğin dışarı, yeni bir oksijenle panik yapmadan karşılaşabilir miyim? ölmek istemeyenlerin yerine bir defa, bir kaç defa, sonsuz defa ölebilir miyim? ya da; birini sevebilir mi? evden çıkabilir mi örneğin dışarı, yeni bir oksijenle panik yapmadan karşılaşabilir mi? ölmek istemeyenlerin yerine bir defa, birkaç defa, sonsuz defa ölebilir mi?

bilmiyorum.

sessiz kalmak korkutucu geliyor, bu yüzden sürekli konuşuyorum. birileri sessizleştiğindeyse kötü bir şeyler olacağını seziyorum. fırtına öncesi sessizlik dersin belki buna... ben daha çok "ayak seslerini duyuyor musunuz? geliyorlar." demeyi severim. geçmişim, yavaştan, ayaktan doğru başlayan bir ağrıyla yukarı doğru hareket ederken ayak sesleri, iç organlarımı titretip kalbime darbe vurur. her şeyi atlatabilirim. belki, bilmiyorum dediysem bile sokağa çıkıp yeni bir oksijenle panik yapmadan karşılaşabilirim. fakat geçmişime dair gördüğüm rüyalara direnç gösterecek kadar güçlü değilim. ne kadar da kötü bir insanım benim; ne kadar da benim dışımda iyi bir insanlık...

yazamıyorum.

anlatsam beni anlayacağınızı sanmıyorum, işin içine gülücükler yerleştirmezsem de umrunuzda olmayacağımı biliyorum. yalnızlıkla lanetlenmiş insanlar vardır, bazı savaşlardaysa yenilgiyi kabullenmeden insanların ölümünü engelleyemezsin. yenildim, yani kabullendim. yalnızlık, benim lanetim.

Bu Blogda Ara