Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

anlamsız, paragraflarım da öyle.

close your eyes. Mustafa Turhan (@merhababenodun) tarafından paylaşılan bir video (28 Eki 2015, 01:08 PDT)
biz kelimesi üç harflidir. bekle kelimesiyse beş. bunu bilmek için yazar olmak gerekmez, rakamları bilirsen eğer çözemeyeceğin hiçbir problem yoktur. psikoloji, ruhu değil beyni araştırır. "ben iyiyim, fakat ruhum yoruldu." cümlesindeki ruh aslında birçok şeyin tasviridir. çaresizlik. yalnızlık. ilgisizlik. çökmüşlük. vazgeçmişlik. mecalsizlik. "ruh hastalığı" denilen kavramsa birçok şeyin tasvirinde kullanılsa da, özünde insanın kendi kendini hasta etmesi demektir. kavram karmaşasına gerek yok; bunların hepsi bana göre. insanın kendi kendini çaresizleştirmesi, yalnızlaştırması, ilgisizleştirmesi, çökertmesi, vazgeçtirmesi, mecalsizleştirmesi.

birbiriyle alakası olmayan paragraflar yazmak istiyorum. bu yüzden şüphesiz ki bu paragraf, bu cümleyle başlıyor. birbirinden güzel cümlelerin arasına kullanmaktan orospu ettiğim saçma salak kelimeleri yerleştirmek istiy…

yaşasın

yaşasın. bu gece, yalnızlığa kadeh kaldırıyorum her zaman olduğu gibi. yaşasın... yaşasın tüm insanlık; beni, bu kadar çaresiz hissettirdiği için. bu kadar arkadaşsız, yalnız, tiksinç hissettirdiği için. yaşasın hayat. yaşasın ölüm. yaşasın savaş. yaşasın barış.

ben hiçbir zaman kendimden bu kadar utanmamıştım. "hiçbir zaman bu kadar ölmeyi istememiştim" demeyeceğim, her seferinde artıyor çünkü isteğim. yaşasın... beni, kendimden nefret ettiren herkes daha fazla yaşasın benden. bir zamanlar 35 yaşından fazla yaşamamayı ümit eden insanın limitlerini 24 yaşına kadar indirgeyen herkes daha fazla yaşasın. yaşasın sevgi. yaşasın nefret. mümkünse tanrım, ben hariç her şey yaşasın. birbirine tezatlık barındıran her şey yaşasın. yaşasın ki benim kadar tiksinç olmak neymiş; öğrensin insanlık. yaşasın tiyatro oyuncularını alkışlayan insanlar. yaşasın gerçekler. yaşasın yalanlar.

değişmeyecek hiçbir şey. yaşamayı istemeyenler yaşayacak; hangi günahın tohumuysak artık... o kadar azacak…

alakasız paragraflar: benim lanetim.

yerdeyim. pencereden baktığımda aklıma sadece "koşmak" kelimesini getiren bir yerdeyim. pencereden kendimi gördüğümdeyse mutsuzlukla kaplandığım bir yerde. koşarak uzaklaşmak ve bir yazıda kaç defa koşmak üzerine cümle kurabileceğimi bilmek istiyorum. beni sevebilir mi bilmek istiyorum, dahası ben birini sevebilir miyim? evden çıkabilir miyim örneğin dışarı, yeni bir oksijenle panik yapmadan karşılaşabilir miyim? ölmek istemeyenlerin yerine bir defa, bir kaç defa, sonsuz defa ölebilir miyim? ya da; birini sevebilir mi? evden çıkabilir mi örneğin dışarı, yeni bir oksijenle panik yapmadan karşılaşabilir mi? ölmek istemeyenlerin yerine bir defa, birkaç defa, sonsuz defa ölebilir mi?

bilmiyorum.

sessiz kalmak korkutucu geliyor, bu yüzden sürekli konuşuyorum. birileri sessizleştiğindeyse kötü bir şeyler olacağını seziyorum. fırtına öncesi sessizlik dersin belki buna... ben daha çok "ayak seslerini duyuyor musunuz? geliyorlar." demeyi severim. geçmişim, yavaştan, ayaktan…