Ana içeriğe atla

alakasız paragraflar: benim lanetim.

yerdeyim. pencereden baktığımda aklıma sadece "koşmak" kelimesini getiren bir yerdeyim. pencereden kendimi gördüğümdeyse mutsuzlukla kaplandığım bir yerde. koşarak uzaklaşmak ve bir yazıda kaç defa koşmak üzerine cümle kurabileceğimi bilmek istiyorum. beni sevebilir mi bilmek istiyorum, dahası ben birini sevebilir miyim? evden çıkabilir miyim örneğin dışarı, yeni bir oksijenle panik yapmadan karşılaşabilir miyim? ölmek istemeyenlerin yerine bir defa, bir kaç defa, sonsuz defa ölebilir miyim? ya da; birini sevebilir mi? evden çıkabilir mi örneğin dışarı, yeni bir oksijenle panik yapmadan karşılaşabilir mi? ölmek istemeyenlerin yerine bir defa, birkaç defa, sonsuz defa ölebilir mi?

bilmiyorum.

sessiz kalmak korkutucu geliyor, bu yüzden sürekli konuşuyorum. birileri sessizleştiğindeyse kötü bir şeyler olacağını seziyorum. fırtına öncesi sessizlik dersin belki buna... ben daha çok "ayak seslerini duyuyor musunuz? geliyorlar." demeyi severim. geçmişim, yavaştan, ayaktan doğru başlayan bir ağrıyla yukarı doğru hareket ederken ayak sesleri, iç organlarımı titretip kalbime darbe vurur. her şeyi atlatabilirim. belki, bilmiyorum dediysem bile sokağa çıkıp yeni bir oksijenle panik yapmadan karşılaşabilirim. fakat geçmişime dair gördüğüm rüyalara direnç gösterecek kadar güçlü değilim. ne kadar da kötü bir insanım benim; ne kadar da benim dışımda iyi bir insanlık...

yazamıyorum.

anlatsam beni anlayacağınızı sanmıyorum, işin içine gülücükler yerleştirmezsem de umrunuzda olmayacağımı biliyorum. yalnızlıkla lanetlenmiş insanlar vardır, bazı savaşlardaysa yenilgiyi kabullenmeden insanların ölümünü engelleyemezsin. yenildim, yani kabullendim. yalnızlık, benim lanetim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…