Ana içeriğe atla

belki kahve içerken gelirim.

özledim. bağırmak istiyorum pencereden dışarıya "ne olur beni özle" diye; neye, kime bilmiyorum. "neden" diyemiyorum; nedenini bilmek istediğimden emin değilim. sessizliği duymak istiyorum; çünkü bir tek sessizlik ben kadar yalnız olabilirmiş gibi geliyor. düşünsene; sessizliksin. var olmayan bir sessin kimsenin duyamayacağı. bir kere "var" değilsin; baştan mantığın hatalı yani. düşünme, boşver... düşünüyor olmanın tamamı mantıksız.

piyano sesi geliyor uzaktan. hayır gelmiyor. fakat içinden piyano sesi gelen uzak bir ev olsun isterdim çevremde. cümleyi devrik kurduğunda, sanki daha etkileyiciymiş gibi geliyor. fakat cümlenin başı da, sonu da saçmalıktan ibaret. sanki olduğundan farklı bir anlamı varmış gibi anlattığım yazılarıma bakıyorum da... beni siktir et; piyanoya odaklan. ne kadar da güzel bir tınısı var değil mi? bana dön; ne kadar da gereksizim değil mi? boşver piyanoyu, o da sen ben kadar gereksiz.

soyutluğun zorla anlam kazandığı yerdeyiz. bu bir "metin", istediğin yeri istediğin hayal ile şekillendirebilirsin. içinde soyutluğu barındıran her metin; soyutluğa tecavüzdür. sen soyutluk olsaydın, birilerinin sana zorla anlam kazandırmasını ister miydin? zorla yapılmış her şeyi tecavüz olarak nitelendirebilir ve bu bilgiyle aynaya bakıp, kendine ettiğin tecavüzü şekillendirebilirsin.

özledin mi? tekrar düşün. içinde saçma sapan şeyleri bulunduran metnin yazarını özledin mi? metnin yazarını ve piyanoyu siktir et. şimdi piyanonun ne kadar da boktan bir tınısı var değil mi? konuya odaklan; yazarın metinlerini özledin mi? tekrar düşün. gerçekten. sen, bu metinleri mi özledin?
şimdi biraz başım dönüyor. ayağa kalkıp hareket etmeye başlasam daha fazla dönecek. dışarıya çıkmaya yeltensem başım, vücudumla olan sözleşmesini feshedecek gibi. başım daha fazla dönmesin diye oturuyorum. başımın dönmesi birilerinin umrundaymış gibi yazıyorum. annemin umrundadır. babamın da öyle. fakat ben oturuyorum; çünkü kimsenin umrunda olmadığını düşünmek acı veriyor. vücudumun bir tarafı acıyı çok seviyor olmalı.
hayal ediyorum. hayal ediyorlar. hayalleri var olan insanlar çok güzeller aslında. bir de hayal kuramayanlar var. daha beteri; hayallerini paramparçalanmış halde kaldırım kenarlarında bırakanlar var. ben paramparçalanmış hayallerini kaldırım kenarlarından toplayıp tekrar tekrar kuran insanlardanım. aynı hayalleri kurup, aynı hayalleri parçalamak hoşuma gidiyor. o yüzden burada oturuyor ve şu an düşündüklerimi yazıyorum.
bazen aşık oluyorum. bazen aşk çabuk geçiyor. şimdi sorsan, şimdi de aşığım; asla ama asla ilişkimizi kabul etmeyecek birine hem de. yaptığım her şeyi, yazdığım her şeyi onun için yazıyorum; yaşam belirtisi gösterdiğimi bilmesi için. evimi toparlıyorum örneğin bilgisayar başına oturmadığım saatlerde. saçlarımı kestirmeye gittim bugün, sırf onun için. uyku düzeni ediniyorum kendime yine bilgisayar başına oturmadığım saatlerde. ama biliyorum ya; ilişkimiz asla ama asla olmayacak. ben ne kadar değişirsem değişeyim, düzelirsem düzeleyim olmayacak. peki neden değişiyorum; neden düzeliyorum?
biliyorum cevabı. biliyor, ama söylemek istemiyorum. bana söylemenizi istiyorum ki bunu da kabulleneyim.

neden düzeliyorum? çünkü... düzeldiğimde de reddedilebildiğimi göreyim diye. sorunun şu anki halimde olmadığını öğreneyim diye.

gidiyorum şimdi. ne zaman gelirim bilinmez; belki kahve içerken.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…