Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ikili oyun

denize tükürdüm. şimdi, güneş denizi yakacak. denizden su buharlaşacak ve bir gün, bir yerlerde yağmur yağacak. bir gün bir yerlerde bir parçam, ya birine damlayacak ya da yerle bir olacak. bir gün bir parçam yok olacak ve hissetmeyeceğim. aynı bir yerlerden haberini alamadıklarımın yok olması gibi. aynı iletişimi kesenleri bir daha göremeyeceğim gibi. aynı bir yerlerden kanımı emen sivrisineğin ısırıklarını hissedemediğim gibi. bir gün yok olduğumda kimsenin hissedememesi gibi; düşün!

yazıyorum... okuyosun. hissetmiyosun ama. bi şeyler yapıyosun... yoruluyosun. hissetmiyorlar ama. hasta oluyosun... sağına, soluna, hiç tanımadığın yerlere "biri, lütfen biri" diye yalvarıyosun. duymuyolar ama. belki de ölüyosun. belki de baş ağrılarında senin dahi bilmediğin bir hastalık yatıyo. bilmiyosun ama, bilemiyosun. bilmek zor geliyo bazen, hissetmek duymak. bazen karşındaki böyle oluyo tabi, bazen sen. bazen yağmur damlalarıyla bitiriyosun kendini, bazen oluyo böyle şeyler. bazene ka…

bir huzursuzluk, şuramda.

içimde bir huzursuzluk var fakat bunu dile getirmemeliyim. içimde hep bir huzursuzluk vardı, belki de hatırlayamadığım yaşlarım da dahil. küçüklüğümde yağmurun yağması melankoli sebebiydi benim için, henüz melankolinin ne anlama geldiğini bilmediğim zamanlarda. şarkı sözü niyetine yazdığım şiirlerim vardı. küçük bir anti depresan ile önce paranoyalarım olmak üzere hepsi son buldu; şiirlerim dahil, hüzünlerim hariç.

ardından... kısa zamanda ismim "odun" kelimesini aldı. o gün bugündür olmadığım bir insanı yaşıyorum. bana ait olmayan bir hayatı.

pişmanım. insanlara kötü davrandığım için ya da bana ait olmadığım bir hayatı yaşadığım için değil. ya da herkes gibi mutluluğu, gülümsemeyi yalan yere yaptığımdan değil. pişmanlığım nerede hangi tepkiyi vereceğimi bilemiyor olmaktan. pişmanlığım nerede, hangi şeyi söyleyip söylemeyeceğime karar veremiyor olmaktan. pişmanlığım, insanların bana "odun" demelerini yok saymaktan ya da ne bileyim işte... pişmanlığım, insanları b…

benden bahsetmiyorsun.

akşamlarımı nehir kenarında geçiriyorum, sen yanımda değilken gitmeyi en sevdiğim yerde. rengarenk bir gülümseme fırlatmak için akşamın karanlığını bekliyorum, her akşam, daha da yakınıma geliyorsun... o kadar çok istiyorum ki sana her şeyimi vermeyi, sarılmayı, içime çekmeyi... daha da yaklaşıp ruhunu kucaklamayı... bu yüzden, gel beni su kenarında bul, biraz geziniriz ardından eve gideriz. diyor şarkı. hüzünlendiğimden değil, özlediğimden söylüyorum. her özlemde hüzün yoktur çünkü, bazı özlemler içerisinde sevgi de taşır. bazı imkansızlıklar vardır, mesafeler... savaşın hayatiyse imkansız basit kalır. mevzu bahis sevgiyse, aşksa eğer "imkansızlık" sadece bir laftır. fazlası değil.

"seni seviyorum" demek istiyorum doya doya. seni seviyorum. seni bir kez daha seviyorum. seni bu kez daha çok seviyorum. seni çok seviyorum. seni sevmeye doyamıyorum, doymayacağım. "her aşk bir gün biter" diyenleri haksız çıkartmak istiyorum örneğin; korkmuyor değilim. ben de…

ya da ilgiye ihtiyacım vardır. kim bilir.

üzgün görmeye alışık değilim kendimi. hala başım ağrıyor. benim fazla bir şeye değil, ilgiye ihtiyacım var. ya da kaybolmaya. birbirine tezat iki şeye muhtacım. bütünlüğüm yok, bütünlüğü küçük yaşta kaybettiğim kesin, bir çok insan gibi. yorulmuşum uzun zaman önce kaybedilmiş bütünlüğü aramaktan; bu yüzden olsa gerek tezatlığım.

nereye vurgu yapmasını hatırlayamayan bir şair gibiyim... tonlamalarım hatalı, çizimlerim; renklerimde garip bir şeyler var bütün ressamların birleşip de çözemeyeceği. benimse bilerek yapmadığım. yorulmuşum gerçekten, yorulmuşum... oldukça fazla. çömelip kusmak istiyorum içimdeki her şeyi, iç organlarım dahil. ben, bu kadar kötü biri değildim... ne oldu? ne değişti? neden bu tezatlık, neden bu ikilimlerler? ve bir çok soru cümlesi...

hayatım yalanlar... yalan... bir yerde başlayan yalan bitmiyor. devamı fazlasıyla geliyor üzerime. kimi seveceğime, kimi sevdiğime, kimi sevmeye devam edeceğime karar bile veremiyorum. ki sevmek böyle bir şey değildi birilerinin …

geri dönmek istiyorum.

bir çok derdim var kimseye anlatmadığım. sen de anlatma, bırak yarım kalsın; bir gün "belki" tamamlayan olur. bir çok derdim yok aslında kimseye anlatmadığım. tüm dertlerim düşüncelerden ibaret; geçmiş ve anlar. ben kendime hayali dertlerden bir kale yarattım, içine sığınmak için. dışarıda ürperiyorum, titriyor ellerim... ayaklarım... her yerim...

kendime kaldım. kendimden uzaklaştım. yakınlaştım. tanrı sensen eğer beni biraz daha uzaklaştır; ya da yakınlaştır. kimilerine göre "tanrı aşktır." kimilerine göreyse yoktan var olamaz hiçbir şey. bak... yine kendimle kaldığımdan bunca yazı, paragraf, satır. beni önce kendinden uzaklaştır; benim gücüm yetmez uzaklaşmaya. sonra benden uzaklaş; benim gücüm yetmez uzaklaştırmaya.

kulağımda piyano sesi. şimdi güzel olurdu dışarıda ip atlayan çocukları duysaydım. tanrının bir planı vardı... plan bozulurdu eğer sen burada olsaydın. deli derlerdi bana tanrıyla konuşsaydım. ve tanrı kıskanırdı "belki" bizi, aşk yaşasay…

saçmalık: bu başka bir şey.

yazmadım.

daha doğrusu, yazdığım hiçbir şeyi anlamadım. tüm düşüncelerimi parçalamak küçük bir tuşa baktı, şimdi farkındayım ki düşüncelerimin güvende olduğu hiçbir yer yok. beynim stabil değil, arada sırada hata veriyor. arada sırada kendi yazdıklarını bile anlayamayan bir beyinden güvenilir olmasını bekleyemezsin. ve teknik olarak baktığında hiçbir beyin stabil değildir.

ne çok düşünce var ve ne çok yalnızlık. bu sefer kesin, yalnızlık beni rahatlatmaya değil öldürmeye niyetli. zaten yalnızlığın olduğu yerde rahat ve huzur yoktur; rahatın ve huzurun olduğunu iddia eden oyuncular ve senaristler vardır. bir de filmler vardır senaristlerin başrol oynadığı.

bazı hikayeler vardır hiç yazılmaması gereken; senin "o" dediğin insanla yaşayamadığın aşkına örnektir örneğin. "o" dediğin insan vardır bir de bak; söylemeden edemeyeceğin ve "hadi onun hakkında da bi şeyler söyle!" demek istediğin. söylemeyeceğim. "o" yoluna, sen yoluna; ben burada siktir ol…