Ana içeriğe atla

deneysel: kişilik bölünmesi.


bırak, dokunma. bırak, sakın o sayfaları açma. uzun zaman önce yazdığım bir romanın kalıntıları onlar. uzun zaman önce bitmiş bir hikayenin arda kalanları. hiçbir kelimesi seni ilgilendirmiyor, hiçbir kelimesi sana hitap etmiyor onların. ola ki birine hitap edecek olsaydı geriye kalan sayfaları yakılmış olmazdı. olmadı ki kimseye hitap etmiyor artık, özellikle sana; sana hitap etmiyor.

bırak, bırak o sayfalar yalnızlığı yaşasın. bir bütünken çok anlam ifade ediyorlardı, yalnız başına kaldıklarında hiçbir şeyi. bırak, allahını seversen bırak; tekrar elime alıp da acı çektirtmek istemiyorum kendime. karıştırma, olduğu yerde dursunlar. onlar yakılmadıysa, başka bir yere kaldırılmadıysa vardır bir sebebi; bırak o elindekileri.

ikinci karakterim... bu bi oyun değil, bu bi savaş değil, bu bi şaka değil, bu bi gerçek de değil. anti depresan'ı bıraktığından beri kabullenemeyeceğin bazı şeyler oluyo beyninde; yokluğun geri geliyo di mi? sayfaların hiçbiri yakılmadı, hepsi aklında; hepsi, taze bir şekilde orada hatırlanmayı bekliyo.

sana hatırla demiyorum. sana hatırla demicem. sana unut da demiyorum; demicem. hatta sana ilk defa hiçbi şey söylemicem. gidicem saygıdeğer ikinci karakterim, sayfalar gibi yalnız başına bırakıcam seni. bensiz daha rahatsın, bensiz daha rahatsızsın. bensiz daha yalnızsın, bensiz daha kalabalıksın. bensiz en çok belirsizsin, hiç ama hiç belirgin değilsin.

yolları gözlüyorum belki kaldırımlar çöker de dünyanın dibine düşeriz diye. ölümü gözlüyorum, gelirse eğer hazırlıklı olmak için. kendimce tüm insanların ölmesini diliyorum, biraz sinirim olmasaydı eğer sosyopat denirdi bu halime. biraz sinirliyim, fakat psikopat değil. acılar var her yerde, kan var her yerde. ben hariç herkes ölüm kokuyor. ve kim bilir, belki de ben de dışarıdakine göre ölüm kokuyorumdur.

bir karakter yetmez, iki karakter de öyle. benim yüzlerce karaktere ihtiyacım var kendime zarar vermek için, senin de öyle mi? sen de insanlara kendini tanıtmamak için yüzlerce karaktere bürünüyor musun? bir ya da iki değil, yüzlercesine...

çok merak ediyorum herkesi. acaba herkes, gerçekten kim olduğunu biliyor mu? yoksa sen de yüzlerce karakter arasında kim olduğunu unuttun mu?

benim derin yaralarım yok. benim çok fazla söyleyecek bir şeyim de yok, diğer herkes anlattı zaten beni. ben buradan çıkmak istemiyorum, ben sizden çıkmak istiyorum. içinizde fark etmediğiniz bir ben varım. siz, fark edilmemenin ne kadar kötü bir şey olduğunu biliyor musunuz? biliyor olsaydınız eğer fark edemediklerinizi fark etmek için çok daha çalışırdınız. farkında olduğunuzu sandığınız şeylerden uzaklaşırdınız.

benim, çok fazla söyleyecek bir şeyim yok. siz, fark edilmemenin ne kadar kötü bir şey olduğunu biliyor musunuz? yıllardır buradayım ve yıllardır sizde. henüz fark edememiş olmanız benim suçum değil. ben evrenselim, ben herkesteyim, ben her şeydeyim. en çok düşüncelerinizdeyim, içinizde. beyninizdeyim. aldığınız oksijen ile birlikte vücudunuza giren, verdiğiniz karbondioksit ile de başkasına geçen bir virüs gibiyim; parçalanıyor bölünüyor ve büyüyorum. başınızın etini yiyorum gizliden gizliye; buna rağmen fark edemiyorsunuz.

aptalsınız. salaksınız. o kadar çok yanlışa odaklanmışsınız ki kafanızdaki asıl sorunun ne olduğuna dair hiçbir fikriniz yok.

fakat benim, çok fazla söyleyecek bir şeyim yok.

her şey? neden? böyle? oluyor? biliyor? musunuz? sizi? kalıplara? soktukları? için? nerede? nokta? koyacağınıza? nerede? soru? işareti? kullanacağınıza? onlar? karar? verdiği? için? ben? biraz? kalabalığım? ve? anlaşılmazım? bu? doğru? doktor? bey? çoğu? şeyi? yememe? özellikle? sigara? içmeme? müsaade? etmiyor? her? tarafım? kalıplardan? ibaret?

bir? gün? neden? kalıplara? uymam? gerektiğini? düşündüm? bir? gün? geçtiğinde? böyleydim? unutmak? istediğim? bir? tek? kelimeler? kaldı? gerisi? benim? yarattığım? kalıplardan? ibaret?

sonunda nokta olmayan her şeyi severim, bir şeyin sonunda nokta varsa onun bitmesi gerektiğine inanırım, nokta, insanlar susması gerektiğinde koyulur, bir cümlenin sonunda nokta varsa eğer, cümlenin devam etmemesi gerekir,

ama, her cümle devam etmeye mahkumdur, bugün olmasa da yarın, yarın olmasa da ertesi gün, ve yıllar sonra belki bir gün,

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…