saçmalık: anlam bütünlüğü, soyutluk.


o kadar alışmışım ki sessizliğime, yazarken ellerim titriyor. boş boş otururken fark ediyorum, boş boş dalmışken bir yerlere ya da boş boş olduğunu sanarken... gözlerim doluyor. elime kitap alamıyorum, elim işten başka bir yere dokunmuyor. elim bir tek sevgilime dokunmak istiyor, sevgilimin ellerine. mümkünse mutluluğa koşmak istiyorum, bir yerlerde mümkün olmadığıyla ilgili kavga ederken mümkün olduğuna odaklanmak istiyorum.

şimdi burada olsaydı "bunu bana yapma, haddini bil." derdi. şimdi burada, henüz tarifini yapamadığım bir şekilde. şimdi hüngür hüngür ağlamıyorsam eğer hep gözyaşlarımı sildiğinden. şimdi bir umuda tutunabiliyorsam eğer hep özleyişimden, özleyişlerimden... şimdi, öyle bir anlatmak istiyorum ki onu; varsın dünya yıkılsın, varsın kıyamet kopsun... ama kimse, kimse ikimize dokunmasın biz hariç.
ressamların tablolarındaki derinlik, kainatın yaratılışındaki belirsizlik, var oluşun anlamsız sancısı, henüz çözülememiş melankoli, sırrını koruyabilmiş beyin, uğraşılmadan yazılmış metinler, ansızın radyoda çalmaya başlamış en sevilen şarkı, anlamsızlığıyla bütün haline gelmiş şiirler ve saygısızca anlamsızlığı düşünen ben... 
doğrusunu söylemek gerekirse, bir yerlerde çığlık atıldığını duyuyorsam eğer; çığlığın neden atıldığını merak etmekten ziyade sesin tınısını dinlerim. buna istinaden acının neden çekildiğinden ziyade estetiğini kafaya takıyorum olsa gerek. acının da estetiği olabilir, tıpkı gözünle gördüğün ve göremediğin her şeyde olabileceği gibi.
yumruklarımı konuşturmak istiyorum fakat bir insanın bedeninden ziyade duvarlara odaklanarak. duvarları yumrukluyor olmanın garip bir psikolojisi olmalı zira her insan yumruklayarak duvarları yıkamayacağını bilir. koşar adım duvara tosladığında, bütün atom parçalarının birleşmesiyle ışınlanmayı keşfedebilmenin olasılığı kaçtır biliyor musun? merak etme, bilseydin bunu okuyor olmazdın; bilseydim bunu yazmaktan ziyade... nerede olurdum kestiremiyorum.
yıllar öncesinde internet sitelerinde "ben kimim?" diye sayfalar vardı. insanlar kim olduklarını, nerede doğduklarını ve neden yazdıklarını açıklarlardı. şimdi düşününce bunun ne kadar anlamsız bir eylem olduğunu anlayabiliyorum. senin, benim ve hatta onun kim olduğu neden merak edilsin ki?
doğru değil.
hayattaki hiçbir şey doğru değilken doğruların peşinden koşuyor olmak bile doğru değil.

doğrusunu söylemek gerekirse benim bu yazıyı yazıyor olmam bile doğru değil.
son paragraflara doğru yaklaşırken geriye doğru dönüp ne yazdığımı okumak istedim. eylemimden kısa sürede vazgeçtim, zira ne yazdığıma dair hiçbir fikrim yoktu kafamda. sigara içerken bir şeyler düşünüyor, tuvaletteyken hayalperestlikle birleştirip elzem görüntüler yaratıyordum kafamda. hayatın bir kaç noktasından birleşmiş düşünceleri metinleştirdiğinde, birbiriyle çok alakasız şeyleri yazdığını düşünüyorsun. biraz üzerine düşündüğünde anlayabiliyorsun aslında, o "alakasız" dediğin her şeyin aslında biraz da olsa anlamı olduğunu.
güzel bir anlam bütünlüğüyle yazılmış tüm hikayeler... eh tamam, "tüm" demeyelim; yarısından çoğu, çok satmış hikayelerdir. bir gün kitapçıya gittiğinde, anlam bütünlüğü aramadan unutulmuş bir kitabı almaya ne dersin? bana soracak olursan hayır derim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?