Ana içeriğe atla

bir insan, bir insanı neden ağlarken hayal eder biliyor musun?


bir insan, bir insanı neden ağlarken hayal eder biliyor musun? beni tanıyorsundur belki biraz, ne kadar güler yüzlü olduğumu da görmüşsündür bir yerlerde. bir insan, bir insanı ondan çok çektiyse eğer ağlarken hayal eder. bir insan kendini ağlarken hayal edebiliyorsa; kendisine çok çektirmiş demektir. ben kendimi ne zaman ağlarken hayal etsem, gerçekten ağlarım. iç güdüsel bir acı hissi olsa gerek, neyse şimdi boşver.

özledim sevgilimin hasta olma ihtimalim olmamasına rağmen nane limon yapıp beni düşünmesini. sevgilim acaba geçmişte bir yerde beni ağlarken hayal etmiş midir? ben olsam ederdim, ben o olsam yine ederdim. çünkü yıllarca bu günlükte acıyı yazdım; bir insanın acıyı, yalnızlığı, mutsuzluğu, kimsesizliği, hissizliği, duygusuzluğu nasıl yüzlerce farklı şekilde tasvir edebileceğine şahit oldunuz. kiminiz merakla bekledi yazılarımı, kiminiz karşılaştı sadece. yazdığım her yazıda içinizden bir parça buldunuz; dokunmak istemediğiniz acıları yaşattım size. üzgünüm, fakat pişman değilim. içinizdeki insani parçaya dokunduğum için hiçbir zaman pişman olamayacağım. ama neyse şimdi boşver.

bu günlük... harry potter'daki tom riddle'ın güncesi gibi. ondan farkı, delinemeyecek ve yok edilemeyecek bir şey olması. aslında kolay. her şey, her düşünce; geri dönüşü olmayan bir "bu blogu sil" tuşuna bakıyor. ve bu blog benim kötü, yalnız, mutsuz, kimsesiz, hissiz, duygusuz tarafımı temsil ediyor. bir insan, bir bedende sürekli hem mutlu, hem mutsuz olamaz. bir insan, bir bedende hem kalabalık hem de yalnız olamaz.

eskiden, kendime psikolojik baskı yarattığım için gitmek istemezdim. her gittiğimde içimde "geri döneceğim"e dair bir his vardı. ama artık, gidebileceğimden, gitmem gerektiğinden eminim. yazmayacak mıyım? hayır, yazacağım ama buraya değil. bu günlük, miladını doldurmuş 60 sayfalık kareli defter gibi. artık yazılacak yeri, anlatılacak tarafı kalmadı. diğer bir meseleyse; benim, artık bu ruhumun bir parçası olmaya başlamış 60 sayfalık yazıları kaldırabilecek gücüm kalmadı.

yazacağım. başka yere, başka sayfalara. acıdan uzak, mutluluğa yakın şeyler yazacağım. zira, bir insan sadece "acıyı" yazabiliyorsa eğer hiçbir zaman yazar olmamış demektir. ve ben geçmişinde bir yerlerde, yazar olmayı hayal etmiş bir insan olarak; acıdan başka konu yazamayacaksam eğer, hiçbir zaman iyi bir yazar olamamışım demektir. deneyeceğim başka yerlerde yazmayı, haber vereceğim "artık şuraya gittim, beni sevdiyseniz eğer gelin..." diye; sizi bekleyeceğim. olup olmadığına hep beraber karar vereceğiz.

bu masalın sonu mutlu bitti. ben kendimi ve kimi sevmem gerektiğini buldum. umarım siz de bu günlükteki 60 sayfalık yazılardan birinde bir şeyler bulabilmişsinizdir.

bir insan, bir insanı neden ağlarken hayal eder biliyor musun? sadece acı çektiği için değil, vedalardan çok korktuğu için de olabilir. veda zamanı geldiğinde bunu en iyi şekilde kaldırabilmek için.

elveda.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…