ömür törpüsü

nedense çok şey değişti. nedense en çok ben değiştimmiş gibi geliyor. nedenini bilmem de zamanla her şey değişiyor değil mi? dünün kuvvetli, büyük hissini; bugün daha az hissedebiliyorsun. üstelik hislerin çok yavaş değişmesi diye bir şey söz konusu. bir şey, birden değişse farkındalık artır; normale dönmesi için adımlar atarsın. fakat bir şey yavaş, fark ettirmeden değişiyorsa eğer farkındalığı kendin yakalaman gerekir. asıl mesele burada olsa gerek, ne zaman fark edecek ve ne zaman normale dönmesi için adım atacaksın?

velhasıl kelam, her şey değişiyor azizim. daha önce hiç "her şey değişiyor." demedim sanırım, ilk defa garip hissettiriyor çünkü. daha önce "her şey değişiyor değil mi?" diyerekten onayınızı almak istemiş olabilirim, zira bazen "evet, öyle." demenize ihtiyacım oluyor.

mümkün mertebe susuyorum. konuşmanın vakti geldi mi yoksa öyle mi hissediyorum? ya da değişime "dur" demek yerine akışına mı bırakmalıyım? bak bu sessizlik bana yaramıyor aslanım, fakat sessiz olmadığım dönemin de yaradığını söyleyemem. ya sessiz kalır, ya konuşursun; iki seçenek de tatmin etmiyorsa eğer birini zorlamak zorundasın. fakat sessiz kalırsam ben kırılıyorum, konuşursam herkes. kimi feda edeceğim? kendimi mi, herkesi mi?

bazı kararlar çok zor veriliyor azizim. bazen insan öyle bir kırılıyor ki, paramparçasın. parçalarını bir araya getirmek için bütün dünyayı dolaşmaya ihtiyacın var.

kimse söylemiyor, kimse dile getirmiyor da...

kırmak çok kolay. yorgun bir insan ise toparlanmak, ömür törpüsü.

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik. ben değiştim, zaman değişti; aynalara bak, kırışıklıkların değişti ve fazladan bir kaç kırışıklık eklendi alnına. birden fazla değişiklik var anlıyor musun? sen değiştin, o değişti, oksijeni azaldı dünyanın, azotu çoğaldı, dengesi bozuldu. zaman tekrar değişti, yalnızlığım sensizlikle yer değişti tam bu sırada. gözlerimin numaraları değişti; ne çok şey değişmiş...

ya sen gidersen? ya sen kalmazsan? ya ben ölürsem ya da sen? ya huzurun yerini almış huzursuzluk bile hiç var olmazsa, ya beraberken uğrayan huzur artık adresimizi bulamazsa? ya ödenecek bir bedel ve söylenecek bir söz kalmadıysa? ya kaderin bir bölümüne kavuşamamak, ayrılmak yazdıysa? ya ruhsuzluk, silahını çekip tek kurşunu beynime, diğer kurşunu kalbime sıkmışsa? kim bilir, neler olur... bana kalırsa, kimse bilmesin.

hayatım...

biraz soğuk su, bazen kahve... çok nadir de olsa olur, olmasa da fakat sigara... yaslanabileceğim bir omuz, sarabileceğim bir sen... biraz sesin olur, biraz gözün; biraz "rahatla" desin dilin, biraz "hepsi geçecek." desin. biraz yanımda, biraz uzakta... yine de kulaklarımda olsun "korkma... yanındayım." deyişin. ve yine sev beni... "her gün, daha fazla seveceğim." diyormuş gibi, her gün daha fazla seviyormuş gibi. her gün daha fazla özlüyormuş gibi, ve her gün... aklına gelen tüm iyi betimlemeler.

değişim, biraz zaman ister. değişim en çok paranoyaklar için zordur, en zor paranoyaklar değişir ve paranoyalar. paranoyalar bazen korku olur, bazen orada olur; daima bir nedeni vardır orada olmasının. herkesin psikolojik bir kusuru vardır illa ki. bir sanatçının, bir ünlünün veya bir herhanginin söylediği gibi "kimse mükemmel değildir."

ben de değilim. ve benim en büyük kusurum, paranoyalarım.

sevgilim...

biraz sen, biraz daha sen... çok nadir de olsa olur fakat olmazsa olmazım sen.

en açık ve en net bir şekilde söyleyeceğim: bu bir mektup, bu bir özür, bu bir teşekkür.

en zor döneminde, en zor dönemimde bana sabrettiğin için, yanımda olduğun için, varlığını bir şekilde hissettirdiğin için, bedeli ne olursa olsun beni sevdiğin için, tüm paranoyalarıma rağmen yanımda kaldığın için, somurtan suratıma rağmen sabırla gülmemi beklediğin ve güldürdüğün için sana teşekkür ederim. yıllar sonra benim olduğun için ve yıllar sonra beni hala sevebildiğin için sana teşekkür ederim. iyi ki varsın.

hayatım.

zaman geçer. insanların başlarına kötü şeyler gelir, iyi şeyler gelir. bazen insanların yakınları ölür, bazen kendileri. bazen insanlar hasta olur, bazense tamamen vazgeçmiş gibi hissederler. bazen insanlar, her güzel şeye rağmen kendilerini mutsuz hissederler. bazenler olur, insanlar ruhsuzlaşırlar ve duygusuzlaşırlar. bazen olmuştur ki insanların gözlerinde geçici bir süreliğine aşk kaybolur, sevgi kaybolur; fakat bir yerde gizlenir. bazen, bir şeyler olur; sadece olur fakat...

fakat zaman geçer. her şey unutulur. insanın canını en çok yakın zamanda çektiği acılar acıtır. zaman biraz geçtiğinde, hafiflemeyen acı, unutulmayan hüzün yoktur.

yıllar öncesinde, pokemon'un hala televizyonda yayınlandığı dönemde bir oyuncağım vardı pikaçu şeklinde. her gece ona sarılır uyurdum. bir gün, eve gelen misafir; pikaçumun gözlerini çıkardı. büyük bir acıydı, günlerce unutamadım ve günlerce hiçbir şeye sarılamadım. yıllarca bir şeylere sarılamamanın acısını yaşadım. ve yıllar sonra kendimi, rahatça sarılabildiğim ve yanında çok rahat ettiğim bir kadının yanında buldum.

dedim ya, zaman geçer. her şey unutulur. her şey geçer. bazen kısa sürer, bazen uzun. bazen mutluluğu bulur insan, bazen bu yeterli olmalı.

5. ayımız kutlu olsun.

hayallerinden fazlası...

yarın hafta sonu. ben hala işsizim. geleceğe dair çok fazla plan kurdum yeni bir işe başlayacağım diye. belki beraber yurt dışına çıkarız, belki bilmediğimiz yerlerde turlarız, belki de fark etmediğimiz şeyleri fark ederiz diye. bir an kolayca zengin olabileceğimi sandım. bir an oldukça yetenekli olduğumu düşündüm. bir an istediğim her şeyi yapabileceğimi. bir anda kaybettim sonra, bir an sonra fark ettim ki; ben o kadar başarılı değilim.

korkuyorum. hayatımda ilk defa hayallerimi gerçekleştiremeyeceğim diye korkuyorum. normalde olsa, hayallerimi kurar, bir yerlere yazar, birileriyle paylaşır sonra başkalarının gerçekleştirmesine ön ayak olurdum. hatta iyi bir miktarda para verecek kişiye satmaya bile razı olurdum. şimdi bencilce davrandığım, tamamen sahiplendiğim, beraber gerçekleştirmek istediğim hayallerim var. inanır mısın bilmiyorum; hayallerimi kaybetmeye alışmışken, onlara tekrar tutunmanın hazzını yaşıyorum. fakat gerçekleştiremeyecek olma düşüncesiyle savaşıyorum bunu yaparken.

yarın hafta sonu. güneş yine doğacak, sonra batacak. bir hafta sonu geçti derken, diğer bir hafta sonu başlayacak. ve sonra diğeri. ve sonra diğeri... içimin şeytani tarafı "hafta sonlarında hiçbir şey yapamayacaksın." diyor, içimin pollyanna tarafıysa "düzelecek, her şey geçecek ve yoluna girecek."

beraberken anlattığın hayalleri düşünüyorum sonra. ne güzel olurdu devam edebilseydim, ne güzel olurdu hayallerini gerçekleştirebilseydim. "keşke..." diyorum, "keşke hayallerini anlatırken suratım asılmasaydı. senin o mükemmel hayallerini dinlerken gülümseyebilseydim. gönül rahatlığıyla, yutkunmadan, boğulacak gibi hissetmeden 'evet aşkım, 1 ay sonra yapabileceğiz.' diyebilseydim." fakat sonra en başa dönüyorum, yazının en başına. bir an sonra fark ediyorum ki; ben o kadar başarılı değilim.

korkuyorum. biliyorum, korkmak gayet normal bir şey. biliyorum, yeni bir şehre ayak uydurmak ve yeni bir şehirde yeni bir şeyler yapmaya çalışmak zor. biliyorum, kimse kısa bir süre içerisinde zengin olamıyor, kimse kısa bir süre içerisinde bir şeyler başaramıyor. fakat benim sabrım tükeniyor, sabrımın limitlerini zorluyorum. bir şeyler başarmak zorundayım, bir şeyler yapmam gerekiyor. bir şeyler için savaşmam gerekiyor, çabalamam çalışmam gerekiyor. bazen... bazı şeyleri bilmek yetmiyor işte; bazen tüm dünyayı karşısına alıp "doğru bildiğiniz şeyin karşısındayım." demek istiyor insan. bazen tüm olumsuz şartlar altında olumluyu yaratmak istiyor; bazen bir mucize. mucizeye de çok güvenmiyor tabi insan; çünkü mucizeler sadece haber başlıklarında var. ne bir mucize oluyor, ne de başka bir şey...

yarın hafta sonu. düşünüyorum ama içinden çıkamıyorum, düşünüyorum da nerede yanlış yaptığımı bir türlü anlayamıyorum. düşünüyorum da... ben bunun çok daha güzelini yaparım dediğim şeyleri neden yapamıyorum acaba? göstermek için fırsatını mı bulamıyorum, yoksa fırsatlara gözüm mü kapalı?

her şeye rağmen mutluyum. zaten, hayalleri var olan bir insan nasıl mutsuz olabilir ki? hayallerinin peşinden koşmak isteyen, son gücünü buna harcamak isteyen bir insan nasıl mutsuz olabilir? başarılı olmak için kaç defa deneme yapmalıyım, neyi denemeliyim bilmiyorum. kendime efsane hikayelerindeki edison'u mu örnek almalıyım? yani, bir şeyi 3000 defa mı denemeliyim? gerçekten bilmiyorum.

şimdi, beni mutlu edecek her şeye sahibim. yıllarca sahip olmadığım şeyi yazdığımı düşündüm ve aslında, yıllardır gerçekten sahip olmadığım şeyi yeni anlıyorum. ben, bir topluluğun başkan yardımcısı... koca bir üniversitenin grafik tasarımcısı...

- elinde, hayallerden fazlası var mı?
+ elbette var. fakat, hayallerimden ötesi var mı?
- elbette var. hayallerini satamayız. bize verdiğin şeyin bir değeri olmalı.

bir topluluğun başkan yardımcısı... koca bir üniversitenin grafik tasarımcısı... ve, hiçbir şeye yaramayan geçmişim.

+ sence öyle bir şey var mı?
- yoksa neden buradasın?
+ şansımı denemek istedim.

şans mı? oldu.

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm kelimeleri anlamlaştırıp yine yazarım.

merhaba kadın.

benim çok sevdiğim, bağlı kalabileceğim, uğruna savaşabileceğim, bir şeyler için çabalayabileceğim bir hayatım yoktu. kendimi çok yargıladım, kimsenin haberi yok da kendimi çok karaladım. kendimi yerin dibine soktum, uzun süre çıkartmadım oradan. yerin dibinde konuşmayı unuttum. sessizlikle buluştum, sessizlikle konuştum; sessiz biri oldum. bir ara, hiç konuşmamayı bile düşündüm inanır mısın bilmiyorum. ne kadar az kelime kullanırsam o kadar mutlu oldum. bir süre geçtikten sonra mutluluğu da unuttum, mutsuzluğu da. yalnızlık benim için tek gerçek oldu. kendimi yerin dibinde boğdum. öldüğümü düşündüm uzun bir süre. hiç çıkmadım yerin dibinden, hiç çıkabileceğimi bile düşünmedim.

gelenler oldu, gittiler. yalan söyleyemeyeceğim, yerin dibinde yaşamak oldukça zor. ve yerin dibindeysen, kimse seninle kalmak istemiyor. geldikleri gibi gittiler.

beni, yerin dibinden zorla çıkarmak isteyenler oldu. çıkmak istemedim. bilirsin, kolayca güvenen biri değilim. ve bilirsin, kolayca vazgeçmem yaşadığım yerden. arada sırada çıkıp dışarıya bir bakmak istedim. ne zaman kafamı çıkarsam dipten, yalanlar söyledim. "nasılsın mustafa?" "çok iyiyim." ve ne zaman yalan söylesem, daha çok dibe girmeyi istedim.

doğrusu kimse söylediğim yalanları fark etmedi de. fark etmişlerdir belki, işlerine gelmiştir. bilmiyorum.

kendimle övünebileceğim, övüne övüne anlatabileceğim hiçbir şeyim olmadı yerin dibinde. bu yüzden insanlara hep yalnızlığı, mutsuzluğu ve koşmayı yazdım. kimse koşmak ile diğerlerinin arasındaki bağlantıyı kuramadı, ben kurdum. koşamadığın bir delikte ayakların varsa eğer sen de kurabilirsin. ya da konuşamadığın bir delikte dilin, düşünemediğin bir delikte beynin varsa eğer...

kadınım...

inan bana sana çok şey yazmak istedim. ve inanır mısın, yazdığım her şeyi sildim. hem yazdığım yerden, hem beynimden, hem kalbimden. yazdıklarımı okumanı ve seni hala düşündüğümü bilmeni çok isterdim. fakat bilemezdin, göremezdin. göz yaşlarımı hissedemezdin, ellerimi tutup kalp atışlarımı dinleyemezdin. üstüme o kadar çok şey geliyordu ki; kaldığım deliğe birileri toprak atmaya başlamıştı bile.

geçenler oldu, ama gelenler değil. "üzerinde ölü toprağı var." diyenler ve dahası.

yine doğrusunu söylemek gerekirse benim hayatıma gelen hiç "kalıcı" bir insan olmadı. ben, insanların hayatında bir kaç gün ziyarete gelip kalabileceği bir otelden ibarettim. güler yüzlü bir resepsiyon, iyi bir hizmet ve sonrası veda. ben gitmeyi, kalıcı olamamayı benim hayatıma gelenlerden öğrendim. ve ne yazık ki bana kimse kalmayı öğretmedi, sen hariç.

hayatım...

sonra ne oldu biliyor musun? sen geldin. sayfalarca yazılar yazdığım, sonra yazılar ulaşmasın diye yırtıp attığım kadın. bana geldin, dedin ki "hayatında olacağım. seni, o delikten kurtaracağım. sana başka bir hayat sunacağım."

hoşgeldin kadınım.

sen geldiğinde, arkamı "dibe" dönüp son defa baktım. sen geldiğinde elimden tuttun, bana elini uzattın; elinden tuttum ve "al götür beni buradan." dedim. inan bana birinin beni bu kadar çok sevebileceğine, bana bu kadar çok yardım edebileceğine inanmazdım. ve hatta birini sevebileceğime, birine tekrar bağlanabileceğime inanmazdım.

sen, bana konuşmayı hatırlattın. mutluluğu, sevmeyi, hayatı ve insanlığa dair unuttuğum her şeyi yeniden hatırlattın.

iyi ki geldin hayatım, iyi ki varsın.

sen hayatım...
iyi ki varsın.

Bu Blogda Ara