Ana içeriğe atla

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik. ben değiştim, zaman değişti; aynalara bak, kırışıklıkların değişti ve fazladan bir kaç kırışıklık eklendi alnına. birden fazla değişiklik var anlıyor musun? sen değiştin, o değişti, oksijeni azaldı dünyanın, azotu çoğaldı, dengesi bozuldu. zaman tekrar değişti, yalnızlığım sensizlikle yer değişti tam bu sırada. gözlerimin numaraları değişti; ne çok şey değişmiş...

ya sen gidersen? ya sen kalmazsan? ya ben ölürsem ya da sen? ya huzurun yerini almış huzursuzluk bile hiç var olmazsa, ya beraberken uğrayan huzur artık adresimizi bulamazsa? ya ödenecek bir bedel ve söylenecek bir söz kalmadıysa? ya kaderin bir bölümüne kavuşamamak, ayrılmak yazdıysa? ya ruhsuzluk, silahını çekip tek kurşunu beynime, diğer kurşunu kalbime sıkmışsa? kim bilir, neler olur... bana kalırsa, kimse bilmesin.

hayatım...

biraz soğuk su, bazen kahve... çok nadir de olsa olur, olmasa da fakat sigara... yaslanabileceğim bir omuz, sarabileceğim bir sen... biraz sesin olur, biraz gözün; biraz "rahatla" desin dilin, biraz "hepsi geçecek." desin. biraz yanımda, biraz uzakta... yine de kulaklarımda olsun "korkma... yanındayım." deyişin. ve yine sev beni... "her gün, daha fazla seveceğim." diyormuş gibi, her gün daha fazla seviyormuş gibi. her gün daha fazla özlüyormuş gibi, ve her gün... aklına gelen tüm iyi betimlemeler.

değişim, biraz zaman ister. değişim en çok paranoyaklar için zordur, en zor paranoyaklar değişir ve paranoyalar. paranoyalar bazen korku olur, bazen orada olur; daima bir nedeni vardır orada olmasının. herkesin psikolojik bir kusuru vardır illa ki. bir sanatçının, bir ünlünün veya bir herhanginin söylediği gibi "kimse mükemmel değildir."

ben de değilim. ve benim en büyük kusurum, paranoyalarım.

sevgilim...

biraz sen, biraz daha sen... çok nadir de olsa olur fakat olmazsa olmazım sen.

en açık ve en net bir şekilde söyleyeceğim: bu bir mektup, bu bir özür, bu bir teşekkür.

en zor döneminde, en zor dönemimde bana sabrettiğin için, yanımda olduğun için, varlığını bir şekilde hissettirdiğin için, bedeli ne olursa olsun beni sevdiğin için, tüm paranoyalarıma rağmen yanımda kaldığın için, somurtan suratıma rağmen sabırla gülmemi beklediğin ve güldürdüğün için sana teşekkür ederim. yıllar sonra benim olduğun için ve yıllar sonra beni hala sevebildiğin için sana teşekkür ederim. iyi ki varsın.

hayatım.

zaman geçer. insanların başlarına kötü şeyler gelir, iyi şeyler gelir. bazen insanların yakınları ölür, bazen kendileri. bazen insanlar hasta olur, bazense tamamen vazgeçmiş gibi hissederler. bazen insanlar, her güzel şeye rağmen kendilerini mutsuz hissederler. bazenler olur, insanlar ruhsuzlaşırlar ve duygusuzlaşırlar. bazen olmuştur ki insanların gözlerinde geçici bir süreliğine aşk kaybolur, sevgi kaybolur; fakat bir yerde gizlenir. bazen, bir şeyler olur; sadece olur fakat...

fakat zaman geçer. her şey unutulur. insanın canını en çok yakın zamanda çektiği acılar acıtır. zaman biraz geçtiğinde, hafiflemeyen acı, unutulmayan hüzün yoktur.

yıllar öncesinde, pokemon'un hala televizyonda yayınlandığı dönemde bir oyuncağım vardı pikaçu şeklinde. her gece ona sarılır uyurdum. bir gün, eve gelen misafir; pikaçumun gözlerini çıkardı. büyük bir acıydı, günlerce unutamadım ve günlerce hiçbir şeye sarılamadım. yıllarca bir şeylere sarılamamanın acısını yaşadım. ve yıllar sonra kendimi, rahatça sarılabildiğim ve yanında çok rahat ettiğim bir kadının yanında buldum.

dedim ya, zaman geçer. her şey unutulur. her şey geçer. bazen kısa sürer, bazen uzun. bazen mutluluğu bulur insan, bazen bu yeterli olmalı.

5. ayımız kutlu olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…