Ana içeriğe atla

ömür törpüsü

nedense çok şey değişti. nedense en çok ben değiştimmiş gibi geliyor. nedenini bilmem de zamanla her şey değişiyor değil mi? dünün kuvvetli, büyük hissini; bugün daha az hissedebiliyorsun. üstelik hislerin çok yavaş değişmesi diye bir şey söz konusu. bir şey, birden değişse farkındalık artır; normale dönmesi için adımlar atarsın. fakat bir şey yavaş, fark ettirmeden değişiyorsa eğer farkındalığı kendin yakalaman gerekir. asıl mesele burada olsa gerek, ne zaman fark edecek ve ne zaman normale dönmesi için adım atacaksın?

velhasıl kelam, her şey değişiyor azizim. daha önce hiç "her şey değişiyor." demedim sanırım, ilk defa garip hissettiriyor çünkü. daha önce "her şey değişiyor değil mi?" diyerekten onayınızı almak istemiş olabilirim, zira bazen "evet, öyle." demenize ihtiyacım oluyor.

mümkün mertebe susuyorum. konuşmanın vakti geldi mi yoksa öyle mi hissediyorum? ya da değişime "dur" demek yerine akışına mı bırakmalıyım? bak bu sessizlik bana yaramıyor aslanım, fakat sessiz olmadığım dönemin de yaradığını söyleyemem. ya sessiz kalır, ya konuşursun; iki seçenek de tatmin etmiyorsa eğer birini zorlamak zorundasın. fakat sessiz kalırsam ben kırılıyorum, konuşursam herkes. kimi feda edeceğim? kendimi mi, herkesi mi?

bazı kararlar çok zor veriliyor azizim. bazen insan öyle bir kırılıyor ki, paramparçasın. parçalarını bir araya getirmek için bütün dünyayı dolaşmaya ihtiyacın var.

kimse söylemiyor, kimse dile getirmiyor da...

kırmak çok kolay. yorgun bir insan ise toparlanmak, ömür törpüsü.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…