Ana içeriğe atla

umarım sizin için de vakit bu kadar hızlı geçer.


hayatım.

biliyorum. 6. ayımızdan bahsetmeyeli uzun zaman oldu. biliyorum evet, uzun zamandır yazmıyorum. biliyor musun bilmem, uzun zamandır yazamıyorum. yaptığım, anlattığım tek şey laf kalabalığı.

kendimi, edebiyat konusunda tükenmiş gibi hissediyorum. edebiyat konusunda hiçbir zaman ileri adım atamadığımı fark ediyorum; bu, biraz da olsa beni neşelendiriyor. hayır, bunu kabullenebildiğim için kendimden nefret etmiyorum ya da yapamadığım için ağlamıyorum tabi ki. dediğim gibi, bu; beni neşelendiriyor.

doğrusunu söylemek gerekirse, bunun edebiyat konusunda tükenmişlik ile alakası yok. işin en doğrusu, insan; mutsuz olduğunda yazabilecek yüzlerce şey bulabilirken, mutluluğu pek anlatamıyor. mutluluğa geldiğinde tıkanıyor olsa gerek biraz kelimeler, ağızdan, klavyeden çıkmıyor. mutluluk, yazılması zor bir zanaate dönüşüyor; mutsuzluktan ziyade. bu sebeple, "yazmıyorum" değil, yazamıyorum.

sevgilim...

ellerin ellerimde. sakarya'dan sıhhiye'ye doğru yürüyoruz. o an geleceği, geçmişi ve her şeyi bir kenara bırakıp bütün sakarya'yı kapatmak istiyorum tüm çiçeklere sahip olabilelim diye. en güzel çiçeklere göz gezdiriyorum; hepsine sahip olmak, hepsini sana uzatmak ve hepsi için ayrı ayrı hikaye yazmak istiyorum. hikayeyi yazmak değil, hikayeyi yaşamak istiyorum; beraber, bir ömür boyu. keşke kafamın içinde olsan, keşke görsen kurduğum o muhteşem manzarayı.

vakit, hala geçiyor. bazen "vakit" konusunda saçmaladığım oluyor; en çok elimden tuttuğunda dursun istiyorum çünkü. oysaki bu kadar bencil olmayabilirim, tenime değdiğinde dursa da olur.

sadece sen ve ben; o, büyük sessizlik. ne yayaların sesi, ne arabaların. belki kuşlar uçabilir tepemizde, olsun o kadar. belki bir kedi miyavlayabilir uzaktan. belki bir köpek, havlamasa da olur.

bi tanem...

bunlar benim en güzel günlerim. daha doğrusu, seninle geçirdiğim her gün benim için en güzeli. yağmurlar yağsın, karlar yağsın, rüzgar essin, güneş çıksın; sen varsan eğer 4 mevsim bile güzel. sen varsan eğer bana 1 mevsimde yeter, fazlasında gözüm yok. sen, var ol; gerisi hiç fark etmez.

seni çok seviyorum.
ve o güne kadar nasıl geldiğimizi hatırlamıyordum. yazdıklarımda hep "vaktin hızlı geçtiğini" anlatıyordum çocuklar. bütün hayatım şimdi gözlerimin önünden geçiyor, sanki dün yaşamışım gibi. annenizin, anneannenizin beyaz gelinliğini üzerindeyken görseydiniz ona siz bile aşık olurdunuz. diyorum ya, o güne kadar nasıl geldiğimizi hatırlamıyordum. bir gün bir baktım elimde yüzükle evlenme teklifi ediyordum. hemen kısa bir süre sonra evleniyorduk zaten. bir gün, umarım siz de ben kadar çok seversiniz. bir gün, umarım sizin için de vakit bu kadar hızlı geçer.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…