Ana içeriğe atla

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsaydı, şu an nasıl hissettiğinizi çok iyi anlayabilirdim. doğrusu mutsuz ve karamsar olmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirim. yalnız olmanın, insanın türlü türlü hamlelerle kendini yalnız olduğuna inandırmasının ne demek olduğunu çok iyi bilirim. kendisini yalnızlığa iten insanlara hak vermemek mümkün değil-di eskiden. şu an nasıl hissettiğinize dair hiçbir fikrim yok. sizinle empati bile kuramıyorum. ne düşündüğünüzü bilmiyorum, bilmek de istemiyorum.

aslında, size hikayemi biraz anlatmam gerekiyor...

yaklaşık bir yıl önce, 2 oda 1 salon evimizde oturmuş dışarıyı izliyordum. hayatı sorguluyor ve kendime intihar etmemek için bir sebep arıyordum. intihar etmemek için sebeplerim vardı. birincisi, intihar etmek büyük bir korkaklıktı; ikincisiyse, henüz aradığım şeyler vardı. hayatta, aradığım hiçbir şeyi bulamamıştım. hiçbir soruyu cevaplamamıştım. sadece sorularım vardı.

arada sırada ev arkadaşımla oturup birbirimize geçmişte ne kadar kalabalık olduğumuzu anlatırdık. ciddi bir kalabalığımız vardı, sayısız da arkadaşımız. en son geldiğimiz noktadaysa, ne zaman saymaya kalksak; üçü geçmiyordu sayı. bir, şu. iki, bu. üç, lan galiba şu da vardı. dört.... şş, sessizlik.

bundan 6 yıl önce, 14 şubat'ta bir kadın ile tanıştım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; o günden seneler sonra, daha önce aradığım soruların cevabının hep orada, onda olduğunu fark ettim. aşk, o kadındı. sevgi, o kadındı. dostluk, o kadındı. mutluluk, o kadındı. yaşama, çabalama, yeniden başlama isteği o kadındı. mevlana'nın yaratıcısına olan aşkını gördüm orada, onda.

size, mutluluğun tarifini yapamam. size aşkı bile anlatamam; doğru kelimeleri kullanamazsam eğer kalbim kırılır. size onu ve beni anlatabilirim.

bundan tam 1 sene önce, tam 1 sene öncesinde bana yaşama isteği verecek kadının ellerini tutuyordum. hayatımda yapacağı değişikliklerin, beni ne kadar mutlu edeceğinin, bana tekrar yaşamayı öğretebileceğinin farkında bile değildim. sadece ellerinden tutuyordum. bir kış ayı, önce ellerimi ısıtıyordu; sonra benliğimi. yıllar önce taşlaşmış olduğunu düşündüğüm kalbimin atışını hissettiriyordu bana. göğsümün sol tarafında atması gereken kalbimi, onun ellerinde hissediyordum. damarlarımdan akan kanı hissedebiliyordum, onun damarlarından akan kan ile birleşmek için can atıyorlardı sanki. gözlerine bakıyordum, onun en sevdiğim yerlerine. yanaklarından öpüyordum, en sevdiğim yerinden.

evet, bundan tam 1 sene öncesinde düzeldi hayatım. mutluluğu öğrendim. beni sömüren, yaşama isteğimi kaybettiren mutsuzluğu, karamsarlığı attım içimden.

mutlu olmak, çok güzel.
onunla mutlu olmak, harika.
nice 1 senelere.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…