neden rap(müzik) yapamadık?


mikrofonu elime ilk aldığımda sene 2007'ydı. yeni yeni öğrenmeye başladığım cool edit programında kayıt tuşuna basarak doğaçlama şarkılar yazabiliyordum. soran olsaydı "tanrı vergisi bir yetenek" derdim, fakat aslında küçüklüğümden beri psikolojim bozuk. şizofreniyi havalı bir şey sandığımız dönemlerdi, "bir hastalığın olsa hangisine sahip olmak istersin?" diye sorsalar "şizofreni" ya da ağza daha havalı gelen bir hastalığın adını vereceğimiz dönemler. çok bir şey değişmedi, şimdi sorsalar herhalde "sinestezi" derdim. sanıyorum ki hayatımın en önemli günleriydi o günler.

peki genç yaşta başlayan bu müzik sevgisi neden ilerlemedi? biz, ben ve o dönemki arkadaşlarım, neden eminem gibi rapçilerden olamadık? gariptir.

aklımda ne grafik tasarım, ne video kurgusu, ne kod, ne de başka bir şey vardı. bir dönemi sadece "iyi bir prodüktör olmak istiyorum." diye geçirmiştim. benliğimin bana verdiği en büyük kötülüklerden biriyse "imkanlardan yakınan bir insan" olmaktı. imkanlar ne kadar yeterli olsa da gözümde o kadar yetersizdi. ya da beynimiz, imkanlarımızı kullanabilecek kadar gelişmemişti henüz. şimdi sorsan, bilgisayarı bu denli biliyor olmam bile benim için büyük bir imkan; fakat o zaman için bu, yok sayılabilecek bir şeydi.

ankara'daydık. hiphop kültürünü türkiye'ye yeni yeni tanıttığımız günlerdi. özellikle batıkent tarafında yer alan basemode harika işler çıkarıyordu. biz de sincan'da yeni bir grup yaratmış, ankara'yı türkçe rap'te bir adım ileri götürmek istiyorduk. bir süre başarılı olmuştuk da. bir süre her şeyin mükemmel olacağını düşünmüştüm, insanları gerçekten tanıyana kadar.

kendi aramızda ufak bir miktar para biriktirip, bir arkadaşın açmakta olduğu stüdyoya yardımcı olmuştuk. stüdyo, sincan'da bir pasajın alt katında bulunuyordu, sahibinin adı yanlış hatırlamıyorsam eğer emre'ydi. buraya kadar her şey mükemmeldi, profesyonel bir müzik hayatına adım atıyor gibiydik. taa ki insanların tek derdinin aslında yaptıkları müzikten bahsederek hatun düşürmek olduğunu öğrendiğim zamana kadar.

stüdyo bazen kapalı olurdu. bir iki saat sincan sokaklarında dolaştıktan sonra stüdyoya geri döner, açılıp açılmadığını kontrol ederdik. bir gün gittiğimde, stüdyo açılmıştı. ses yalıtımlı odanın tam ortasında bir kanepe vardı ve içerideki "arkadaşlarım", stüdyo sahibinin o kanepe üzerinde biriyle "nasıl" birlikte olduğundan bahsediyordu. sohbet o kadar derindi ki kayıt alamayacaktık. işin aslı da zaten, o stüdyoda 2 kere kayıt alabildik. geri kalan zamanlarda insanların hayvanlıklarını dinlemek zorunda kalıyordum. şimdi bakınca; erkeklerin büyük bir çoğunluğunun aptal olduğunu ve sadece uzuvlarından düşünebildiklerini görebiliyorum. kimse, ben hariç kimse o stüdyoya, kendini geliştirebileceği bir ortam olarak bakmıyordu. bu yüzden, yıllarca kendimi suçlayacaktım.

daha sonra, bugün hala müziksel yeteneklerine saygı duyduğum, o ortamlardan konuştuğum nadir insanlardan biri olan neşet kılıç'ın stüdyosuyla tanıştım.

burada size bir ayrıntıdan bahsetmek isterim. bazı insanlar, yapay yollarla elde edilemeyen "insan kullanma" yeteneğiyle doğarlar. bazı insanlar, kendilerini her zaman geriye çeker, susar ve yaşananları izlerler. yaşananları "haddine olmayarak" yorumlarlar. ben kendini her zaman geriye çekip susan ve yaşananları izleyen, haddine olmasa da yorumlayan insanlardanım.

neşet kılıç'ın stüdyosunda bir kere kayda girmiştim. o kayıt ne oldu bilmiyorum, sonradan kaybolduğunu öğrenmiştim. bazen müziği usb'me atar, sözlerle birlikte neşet'in stüdyosuna giderdim. insanlar, neşet kılıç'ın ticari kaygısını düşünmeden, ondan rica ederek kayda girerler ve parasını vermezlerdi. ben stüdyoya gider, hal hatır sorar, oturur, yaşananları inceler ve hiçbir zaman rica edemezdim. susar ve olanları, olacakları izlerdim. rica etseydim eğer eminim ki neşet "hayır" demezdi. fakat ben öyle bir insan değildim. işin aslı, kayda verecek param yoktu. profesyonel kayıt almak yerine tekrar evime döner, çubuk mikrofonumla bir şeyler denerdim. sonrasıysa düşünceler. en çok bu dönemlerde kendimi "neden diğer insanlar gibi olamıyorum?" ile suçlamışımdır sanırım. daha sonraki tecrübelerime dayanarak, bunun büyük bir erdem olduğunu şimdi anlayabiliyorum.

peki neden kimse başarılı olamadı?

yıllar sonra sivas'ta üniversite kazanıp, bırakıp ankaraya döndüm. bugün yakından tanıdığınız "odunluzıkkım" haline geldim. tüm arkadaşlarımı, kuzenim de dahil olmak üzere ankara'daki rap ortamından tanıdığım herkesi silmek zorunda kalmıştım.

şunu unutmamanızı isterim, farklılığınızla gurur duyamıyorsanız eğer sebebi farklılığınız değil, etrafınızdakilerdir. etrafınızda hissettiğiniz o baskı, kendinizi sorgulamanıza sebep olur. zamanla "onlar gibi" olmak ister, kendinize küfürler eder, balkonda otururken "deliler neden delirdi? ben de mi deliriyorum?" diye sorarsınız. suçu kendinizde aramayın, etrafınızdakilere bakın.

daha sonra, hiç kimsenin tanımadığı sanal bir kahramana dönüştüm. ne fotoğrafım, ne benliğim, ne bir kişiliğim vardı. sanal bir karakterdim ve yeterdi. artık değişme vaktim gelmişti, insanların arasına "farklılıklarımla gurur duyarak" çıkmaya karar vermiştim. çıktım da.

diğerlerinden farklı bir insansanız eğer, diğerlerinden farklı şeyleri görmeye ve onlar üzerine düşünmeye başlarsınız. ben onlardan farklı bir insandım. kendisiyle arasında en az 10 yaş bulunan küçük kızlara "yol göstermesi" gereken "abi"lerin, küçük kızların "yollarını nasıl bozduğuna" şahit oldum. kendisinden 10 yaş küçük kızlarla fantastik hayaller kuran "abi"lere şahit oldum. "aşkın yaşı olmaz" diye düşünüyorsanız, "küçük kız" diye hitap ettiğim kısmın 18 yaşının altında olduğunu bilmenizi isterim.

aynı ortamda bulunan kızların, erkekler arasında birbiri arasında paslandığını görmüştüm. tamamen sallıyorum: fatma isimli bir kadın önce ferhat isimli bir erkekle birlikte oluyordu. ferhat isimli erkek, arkadaşı süleyman'a fatma'nın çok güzel seviştiğinden bahsediyordu. ferhat, fatma'dan ayrılıyor ve yerini süleyman'a bırakıyordu. bundansa kimse rahatsız olmuyordu.

"bu kültürün içinde bu da var" diyerek kendini esrara, uyuşturucuya, hapa teslim edene de şahit oldum. aslında kimsenin umrunda "bu müziği, bu kültürü yaşamak" gibi bir şey yoktu. insanlar, uyuşturulmuş olma hissinden, onun verdiği zevkten hoşlanıyordu. bunun için bir kılıf bulmuşlardı, "bunlar, bu kültürün içinde var."

"neden kimse başarılı olamadı?" sorusunun çok basit bir cevabı var. çünkü kimse, yaptığı şeyi ciddiye almadı. lafa geldiğinde herkes eminem olmak istiyordu fakat işin özünde, normal bir sosyalleşme sırasında kadınları etkileyemeyecek insanların "müzik yapıyorum" diyebilme çabası yatıyordu.

insanların ağzında "türkçe rap, türkiye'de tutmuyor. insanlar dinlemiyor." diye bir şey vardı fakat yapabileni hiç sorgulamadılar. mesela ceza, fuat gibi insanlar nasıl ve neden başarıyordu? çünkü yaptıkları müziğe değer veriyorlardı. yaptıkları müziğin kültürünün peşinden koşuyorlardı. diğerleri mi? diğerlerinin sadece bahaneleri vardı işte. "yapamıyoruz çünkü..."

çünküsü... başarısızlığınız, sizin mallığınız. siz bu kültürü bir gram bile anlamamıştınız. gerçekleştirmek istememiştiniz.

velhasıl kelam, patron son zamanlarda mükemmel bir albüm yaptı. biz yapamadık, yapabilenleri kutluyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

sence şu an saat kaç?

1 yıl.