evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.

evet dostum. hayatın kırıntıları var, başkalarının döktüklerini alıp "yaşamak"mış gibi yaşıyorsun işte. başkası için çalışıyorsun değil mi? başkası için uzunca saatlerin var, kendin içinse bir mi, üç mü, beş mi falan... evet dostum, istediğinde çıkamıyorsun gezmeye. istediğinde bakamıyorsun gökyüzüne. önce doğuyorsun, başkasının günahısın. kendini henüz tanımadan başkalarının vakitlerine adapte ediyorsun kendini. okuluna hoşgeldin, henüz anaokulundasın. belki de anaokulu görenlere göre şanslısındır. hayatında hiç anaokulu görmemişsindir ve ilkokula adımını attığın an; anaokulunu görenleri kıskanmışsındır. merak etme, bir şey kaybetmedin. sadece, onlar, vakitlerini başkalarının vakitlerine adapte etmeyi senden önce öğrendiler. yani 1 sene daha şanslısın ama... ne önemi var ki? büyüyorsun. hatırlamayacaksın. hem de hiçbirini.

evet dostum... insanlar büyür, "içimde bir çocuk yatıyor" diye yalan söylerler. sen de söyleyeceksin. "dışım büyük ama aslında çocuk gibiyim" diyeceksin, ama nerede? yalnız başına kaldığında düşünerek öldüreceksen içindeki çocuğu -hem de tekrar tekrar-, neredesin? hangi çocuk... kaçıncı çocuk? bir mi, üç mü, beş mi falan? yoksa öldürdüğün sonsuzuncu mu?

evet dostum, büyüdün ve başkalarına vakit ayırma konusuna oldukça adaptesin. büyüdün ya, büyüklüktendir, artık başkası için çalışıyorsun değil mi? ve başkalarının hayat kırıntılarından besleniyorsun. atıyorlar ortaya, diyorlar ki sana "bugün rahatça gezebilirsin. yarın da. ama ertesi gün, geri dönmek zorundasın." farkında olmadan alıyorsun kırıntıları. bugün gezdiğin için çok mutlusun ve yarın çok mutlu olacağının farkındasın. ama ertesi gün, aynı metnin başındasın. yani tam olarak şu noktadasın dostum: "evet dostum, hayatın kırıntıları var, başkalarının doktüklerini alıp "yaşamak"mış gibi yaşıyorsun işte. başkası için çalışıyorsun değil mi? başkası için uzunca saatlerin var, kendin içinse bir mi, üç mü, beş mi falan..."

şarkılar dinliyorsun değil mi? yazılar yazıyorsun değil mi? sigara içiyor ve kendine zarar veriyorsun. kahve içiyorsun. alkole veriyorsun kendini, çünkü büyüksün! ama hep geriye doğru gitmek istiyorsun değil mi, evet dostum... evet, hayatın yükümlülükleri var. sadece yaşamayı istiyorsun, yürümeyi mesela sonsuza doğru. yürüyemiyorsun ama sonsuza doğru. bakamıyorsun gökyüzüne doğru. yürüyebildiğin, bakabildiğin zamanları istiyorsun değil mi? bu yüzden geriye doğru gitmek daha mantıklı geliyor sana.

hadi koş. durma dostum. çünkü biliyorsun, kendin için ayırdığın bir mi, üç mü, beş mi falan saatlerinde mutlusun. çünkü hayatının aşkını bu saatlerde bulabiliyor, hayatını parçalara bölmek istiyor ve her şeyi onunla paylaşmak istiyorsun. kendin için ayırdığın her saatte onu istiyorsun ve "bizim için ayırdığım" saatler oluyor onlar. bir mi, üç mü, beş mi falan... sayısı önemli değil.

evet dostum. koş, durma. başkası'lar arkandan bakıp daha fazla vakit ayırmanı isteyecekler senden. daha fazla kırıntı vermeyecekler ama, aksine; parçalayacaklar seni. arkana bile bakma.

başkası için çalışıyorsun değil mi dostum? evet... evet dostum. hayatın yükümlülükleri varsa eğer senin de hayallerin var. bir zamanlar ayna kırıklıkları gibi, paramparça olduğunu sandığın ve tek tek birleştirdiğin hayallerin.

büyüyorsun dostum. istemeye istemeye ama göre göre. bir gün gelecek, daha uzağa koşacaksın. bir gün gelecek, gökyüzüne daha net bakacaksın. ama kendine hep soracaksın "başkası için mi çalışıyorum?" diye. başkaları dostum... evet dostum, hayatın yükümlülükleri ve yükümlülüklerin yardımcıları var. peşini bırakmayacaklar.

koş hadi. uzaklaşabildiğin kadar uzaklaş.

evet dostum. koş.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız