sence şu an saat kaç?


değişik şeyler anlatmak istiyorum, değişik şeyler yazmak. kelimelerin arasında kaybolmak istiyorum. otobüs koltuğuna oturup basınçtan dolayı ağrıyan ayaklarımın ağrısını hissetmek, işitme yetisini kaybetmeye başlamış kulaklarımla duymak, tam uyumak üzereyken yoldan gelen titreşimle cama çarpan kafamın acısıyla kendime gelmek, birbiriyle derin bir sohbete girmiş iki otobüs yolcusunun konuştuklarına kulak kabartmak, yanımda telefonuyla oynayan insanın kiminle mesajlaştığına bir göz atıp hayatı üzerine çıkarımlarda bulunmak istiyorum. ama kısa sürüyor bu isteklerim. boş vermek ve kafamı arkaya yaslayıp gözlerimi kapatarak ya da ekşi sözlük'ün fi tarihinde gerçekleşmiş şeyleri okuyarak ya da varlığımı dahil unutturacak müziklerle hayal dünyasına dalmak daha mantıklı geliyor.

uzun cümleler kurmak istiyorum, insanların okuyup sonuna geldiğinde "konu neydi ki? nereden, nereye geldik? amma karışıkmış bu!" dediği cümleler. bazen duşa girdiğimde, yazdığım tüm yazıları tek tek birleştirerek e-kitap haline getirebileceğimi düşünüyorum; bazense önce kendimle, sonra tanıdıklarımla, sonra iş arkadaşlarımla, nefret ettiklerimle, duş başlığıyla ve hemen karşımda bulunan havalandırma delikleriyle, saçımı yumuş yumuş yapan şampuanlarla kavga ediyorum. insan, cevap almayacağını bildiğinde daha cesaretli olabiliyor ya da biz ona "daha sakin kalabiliyor" diyelim. insan, garipleşiyor hiç şüphesiz bazı zamanlarda. bazı zamanlardaysa dünyanın en tatlı insanı olabiliyor, normalleşiyor, duygudurumu belirleniyor, sakinleşiyor, herkese iyi davranıyor, hoşgörüyle yaklaşıyor fakat...
derin bir uykuya daldım. derin bir uykudan uyandım. yanımda eşim var, mutluyum. bir sabah vakti. uykusunu izledim. gördüğü rüyayı tahmin ettim. gülüyordu, demek ki güzeldi rüyası. demek ki mutluydu uyumadan önce. demek ki mutlu olabiliyordu insan benimle. mutlu düşünüyordum. demek ki mutluydum. demek ki mutlu olabiliyordu insan, inansa da inanmasa da.
mutluluğu nerede keşfettim? bilmek ister miydim? sanırım isterdim. biliyordum da. mutluluğu bir televizyonun ışığında keşfettim. hem de çalışmayan, tek görevi bir gece vakti insanın gözünü almak olan bir televizyon ışığında. tek bir hamlede keşfettim mutluluğu. hava soğuktu ama önemi yoktu. çıkardığım t-shirt'ü küçük bir televizyonun ışığına fırlatarak keşfettim mutluluğu. bu kadar kolaydı işte mutluluk ve bu kadar kolaydı mutlu etmek.
istediğimde kısa cümleler de kurabiliyorum. istediğimde hayal dahi edebiliyorum. fakat canım şu an uzun cümleler kurmak, anlaşılmaz olmak, gizemli kalmak ve sanki daha önce kendimi hiç kimseye anlatmamış gibi davranmak istiyor.  aslında düşününce, canımın ne istediğinden ben de tam olarak emin değilim. gidip, birilerine bağırarak tüm sinirimi atmak istiyorum üzerimden, rahatlamak istiyorum yani. her insanın hak ettiği gibi, hak ettiğimi almak ve üzerimde biriken negatif enerjiyi dışarı atmak istiyorum. işine yeni başlamış bir insan gibi ya da doktorun 1 haftalık ömür biçtiğini görünce köyüne yerleşip yıllardır yaşayarak huzuru keşfetmiş insan gibi. daha doğrusu, hak ettiğimi almak da değil; insanlara, hak ettiklerini vermek istiyorum çünkü dünyada kimse, iyi veya kötü, hak ettiği şeyin farkında değil.

düşün biraz. iyiyle kötü gibi bir ayrım var önünde yapmakta zorlandığın, ince bir çizginin tam üzerine bastığın ve sağa mı yoksa sola mı diye hareket edip etmeyeceğine karar veremediğin. tam ortadasın, evet. tam ortada olduğunda sana "iyiyi mi, yoksa kötüyü mü hak ediyorsun?" diye soruyorlar; neyi hak ettiğini düşünüyorsun? iyiyi mi? ne kadar da egoistsin! kötüyü mü? ne kadar da mütevazisin! neyi hak ettiğini düşünürsen düşün ve ne cevap vermeyi istiyorsan iste; ortada kalmak zorundasın. öyle bir orta bulmak zorundasın ki -ki, iki şeyin ortası bir tanedir, bu yüzden başka bir orta bulmak imkansızdır- ne egoist, ne mütevazi olasın. hak ettiğin şey nedir? düşündüğünü söyleyeyim, "hiçbi şey" değil.
derin bir uykudan uyanmak kolaydır. bir de uykusu derin olanlar vardır. biri seni uyandırdığında "saat kaç?" demek kadar akıllıca bir şey yoktur. zaman önemlidir. saatin kaç olduğunu bilmek de öyle.
iki çeşit saat vardır. biri ruha, biri fiziğe aittir. kendi başına uyandığında, saatin kaç olduğunu tahmin edip tutturabiliyorsan; zamanı doğru yaşıyorsundur demektir. sence şu an saat kaç?
 bence şu an saat... burada durdu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?