Kayıtlar

ultima online

Resim
herkesin güzel bildiği, her şeyin güzel olduğu bir ülke vardır illaki.

bir gün balıkçılık yapabildiğin, ertesi gün piyano çalabildiğin, istediğinde nalbant olabildiğin, demirci örsünde çekicinle kılıçlar üretebildiğin, belki gemi kullanabildiğin, belki de bir ejderhanın sırtına binebildiğin, yabani hayvanları evcilleştirebildiğin, büyü yapabildiğin, cehennemden çıkan balrog'ları avlayabildiğin, simyager olup iksirler geliştirebildiğin, teknolojinin gelişmediği, insanların yabanileşmediği, yaşananların fotoğraflaşmadığı ya da videolaşmadığı bir dünya vardır illaki.

kuş tüyünden yapılmış bir kalem ve bir kaç parça parşömen.

insan, keşke susması gerektiği yeri bilse.
ve keşke, tam o an sussa.

insan, keşke konuşması gerekiği yeri bilse.
ve keşke, tam o an konuşsa.

şimdi, sessizlik ve iyi geceler.

insan en çok neye, neden kızar?

Resim
sene belki 2000, belki 2001. abim bir gün "sana bir şarkı dinleteceğim" diyor. ben 10 yaşına girmemişim henüz, daha winamp'ın üçüncü, hatta belki de ikinci sürümü çıkmamış. öncelik cartel'in. pentium 2 bilgisayarımızda creative ses kartı ve hoparlörü var. cartel'in o zaman meşhurlaşmış "kartel, bir numara en büyük..." şarkısını dinliyoruz önce. daha önce duyulmamış bir tadı var şarkının, kulağa hoş geliyor ama farklılığından. yoksa müzikal bir tarafı yok yani meselenin. fakat asıl bomba, cartel'den sonra patlıyor; bob dylan. henüz 10 yaşına girmemiş bir çocuğun her tarafını sarıyor müzik. "işte bu..." diyor çocuk, "işte bu, ben olmalıyım." ne şarkının sözlerini anlıyor, ne adamın ne dediğini. fakat müziğin efsane bir tadı var.

sene 2017. bir kadını gerçekten çok seviyorum ve hayat iyi gidiyor. işten çıkıp bindiğim 413 numaralı otobüsteyim. salmışım kollarımı açık camdan, kafamı hafif dışarı çıkarmış düşünüyorum. aşığım. delices…

farklılaşamadıklarımız

Resim
süper lotoyu tutturma ihtimaliniz 25 milyon 827 bin 165'te 1'dir. buna rağmen denersiniz.

muhteşem bir günün sonunda süper loto oynamaya karar verdiniz. en yakın bayiye gittiniz. dünyadaki en büyük başarısı 25 milyon küsürde 1 olmak isteyenlere hayal satmak olan ve bunu hala başarıyla yerine getirmekte olan beyaz saçlı, şişman, kırışık suratlı, gözlüklü bayi sahibiyle göz göze geldiniz. kalem istediniz. bir sonraki çekilişin galibi olacak 6 numarayı işaretlediniz ve artık zenginsiniz. tebrikler, peki şimdi... sizi mutlu eden ne? zengin olmak mı yoksa 25 milyon 827 bin 165'te 1 olmak mı?

size zor bir soru sormadım. cevabınızın "zengin olmak" olduğunu tahmin etmek zor değil. kim olsa aynı cevabı verirdi. tam burada size, 25 milyon'da 1 olmadığınızı hatırlatmak isterim. gayet, sıradan, standart bir insandınız ve sahip olduğunuz tek şey şanstı. yani kendini geçmişte bir kere bile olsa şanslı hissetmiş veya bugün şanslı hisseden veya bir gün şanslı hissedecek 7 m…

neden rap(müzik) yapamadık?

Resim
mikrofonu elime ilk aldığımda sene 2007'ydı. yeni yeni öğrenmeye başladığım cool edit programında kayıt tuşuna basarak doğaçlama şarkılar yazabiliyordum. soran olsaydı "tanrı vergisi bir yetenek" derdim, fakat aslında küçüklüğümden beri psikolojim bozuk. şizofreniyi havalı bir şey sandığımız dönemlerdi, "bir hastalığın olsa hangisine sahip olmak istersin?" diye sorsalar "şizofreni" ya da ağza daha havalı gelen bir hastalığın adını vereceğimiz dönemler. çok bir şey değişmedi, şimdi sorsalar herhalde "sinestezi" derdim. sanıyorum ki hayatımın en önemli günleriydi o günler.

peki genç yaşta başlayan bu müzik sevgisi neden ilerlemedi? biz, ben ve o dönemki arkadaşlarım, neden eminem gibi rapçilerden olamadık? gariptir.

aklımda ne grafik tasarım, ne video kurgusu, ne kod, ne de başka bir şey vardı. bir dönemi sadece "iyi bir prodüktör olmak istiyorum." diye geçirmiştim. benliğimin bana verdiği en büyük kötülüklerden biriyse "imkanl…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…

umarım sizin için de vakit bu kadar hızlı geçer.

hayatım.

biliyorum. 6. ayımızdan bahsetmeyeli uzun zaman oldu. biliyorum evet, uzun zamandır yazmıyorum. biliyor musun bilmem, uzun zamandır yazamıyorum. yaptığım, anlattığım tek şey laf kalabalığı.

kendimi, edebiyat konusunda tükenmiş gibi hissediyorum. edebiyat konusunda hiçbir zaman ileri adım atamadığımı fark ediyorum; bu, biraz da olsa beni neşelendiriyor. hayır, bunu kabullenebildiğim için kendimden nefret etmiyorum ya da yapamadığım için ağlamıyorum tabi ki. dediğim gibi, bu; beni neşelendiriyor.

doğrusunu söylemek gerekirse, bunun edebiyat konusunda tükenmişlik ile alakası yok. işin en doğrusu, insan; mutsuz olduğunda yazabilecek yüzlerce şey bulabilirken, mutluluğu pek anlatamıyor. mutluluğa geldiğinde tıkanıyor olsa gerek biraz kelimeler, ağızdan, klavyeden çıkmıyor. mutluluk, yazılması zor bir zanaate dönüşüyor; mutsuzluktan ziyade. bu sebeple, "yazmıyorum" değil, yazamıyorum.

sevgilim...

ellerin ellerimde. sakarya'dan sıhhiye'ye doğru yürüyoruz. o an gel…

ömür törpüsü

nedense çok şey değişti. nedense en çok ben değiştimmiş gibi geliyor. nedenini bilmem de zamanla her şey değişiyor değil mi? dünün kuvvetli, büyük hissini; bugün daha az hissedebiliyorsun. üstelik hislerin çok yavaş değişmesi diye bir şey söz konusu. bir şey, birden değişse farkındalık artır; normale dönmesi için adımlar atarsın. fakat bir şey yavaş, fark ettirmeden değişiyorsa eğer farkındalığı kendin yakalaman gerekir. asıl mesele burada olsa gerek, ne zaman fark edecek ve ne zaman normale dönmesi için adım atacaksın?

velhasıl kelam, her şey değişiyor azizim. daha önce hiç "her şey değişiyor." demedim sanırım, ilk defa garip hissettiriyor çünkü. daha önce "her şey değişiyor değil mi?" diyerekten onayınızı almak istemiş olabilirim, zira bazen "evet, öyle." demenize ihtiyacım oluyor.

mümkün mertebe susuyorum. konuşmanın vakti geldi mi yoksa öyle mi hissediyorum? ya da değişime "dur" demek yerine akışına mı bırakmalıyım? bak bu sessizlik bana yar…