Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hayattan bir kesit: deliler delirdiler.

bundan neredeyse 3 sene öncesiydi, tam hatırlamıyorum. bir gece vakti ağlıyordum. elimde telefonla birilerine ulaşmak istiyor ve kafamdaki soruları sormak istiyordum. ben çok soru sorarım. dolabın içindeki kırmızı eşofmanın neden orada olduğu çok önemlidir mesela. ya da ne bileyim, bir delinin hareketlerinden çok, neden delirdiği önemlidir benim için.
gözyaşlarımın arasında telefonu zor görüyordum. etrafında, sorularını saçma bulacak insanlar bulunduğunda, kişi listesini kırk defa gözden geçiriyor insan. kafasından "hangisi bana mantıklı cevap verir?" yerine, "hangisi daha az saçma bulur?" sorusunu gezdiriyor. birini buluyordum o zaman, şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum.

"şu an berbat haldeyim. sorgularken cevap alamamaktan bıktım. delirdiğimi düşünüyorum. deliler hastanesine gitmek, oradaki insanların neden delirdiğini öğrenmek istiyorum. sahi ya, deliler neden delirmiştir? acaba benim gibi, sürekli sorguladıkları için mi?" yazıyordum mesaja. gönderip gön…

şenlik 13'ten sonraki elveda.

benim gibi olup da pes edenler için, dünyayı değiştirebilecek güce sahip olup da vazgeçenler için, bir kalıba girip kendini değiştirmeyenler için, herkes için; hepinizden kocaman bir "hayat böyle!" alabilir miyim? aslında benim hikayem biraz garip. deli bir insanın garip olmayan hikayesi yoktur zaten. üniversiteye neden geldiğimi biliyorum, ama insanlara bunu anlatmaktan bıktım.
üniversitemdeki ilk senemi çok boktan geçirdim. yatağımdan hiç çıkmıyordum. bilim adamları araştırmalarını yanlış yerlerde yapıyorlar aslında. bizim yurda gelip sene boyunca yatağından hiç kalkmayan insanların yatağını karıştırsalar, henüz hiç keşfedilmemiş binlerce parazit kolonisi bulabilirler.

yazın karar verdim, sömestr'da karar verdim. lise hayatım boyunca da sene başlarında kararlar verdim. "ben bu sene derslerime çalışacağım! bu sene zayıfım olmayacak arkadaş!" gibi büyük bir lafla başladı her senem. lisede zayıfsız bir yılımın geçtiğini hatırlamıyorum. babamın, beni o zamandan v…

eğlence adamı

yıllarca çalışsam bile, bir gün elime bir kaç şişe alkol alıp kendimi kaybedene kadar eğlenemeyeceğim. ben biraz garibim, çünkü benim yapım bu. ben onların, yüzlerin, binlerin eğlenebileceği şeylerin peşinden koşar ve o gün insanları izlerim. eğlenmek, garip şey, bana göre değil. işin en özet hali bu. şenliği planladık, yapıyoruz. insanlar eğleniyor. ben, oturdum bilgisayarın başında her şeyin özetini yazıyorum. bu kadar.

gündem ve yorgunluk.

gündemde medya ödülleri var. üzerimizde 1 senelik yorgunluk. hafifimsi gerilim. aslında takım elbiseler, kravat olduğunda güzeldir. kravat olmayan takım elbise, mezesi olmayan rakıyı anımsatır. takım elbise giyen her insan, insan değildir. kimseyi terörist olarak suçlamak istemiyorum, ama bazı takım elbiseli teröristler biliyorum.

dünyada adalet olsaydı eğer, masumlar ölmezdi. medya ödüllerine saatler kala bomba patlattılar. yüzlerce ölü, yüzlerce yaralı dediler. hafifimsi gerilim, yerini gerilime bıraktı. gergin dakikalar, gergin saatler. üniversite yas ilan etmiş, medya ödüllerinin ertelenmesi gerektiğini öğrendik. evlilikler de güzeldir aslında takım elbiseler kadar. bir evliliği kurmak için seneler gerekebilir, aynı evliliğiyse saniyeler içerisinde yok edebilirsiniz.

bizim, senelik medya ödülleri, takım elbiseli teröristlerle elele vererek saniyeler içerisinde yok oldu. çok yoruldum, çok yorgunum. çorba, kendi başına durduğu zaman lezzetini kaybeder. iki lokantayı birbirinden ayıra…

sorunlanıyorum.

bilgisayarım bozuldu, bozulmak üzere. bir şeylerden uzaklaştığımı yavaş yavaş hissediyorum. en son bu duygulara kapıldığımda, son çare olarak bir psikiyatriste gitmiş ve kendimi anti depresana vermiştim. sonrasındaysa, doktora bir daha gitmeden ilaçları bıraktım. düzeliyordum.

şimdi, her şey daha fazla koyuyor. ben insanlara "odun" olduğumdan bahsediyorum, geçen haftalarda "ben odunsam eğer" diye bir yazı yazmıştım. konunun bunla hiçbir ilgisi yok, konu tamamen benimle alakalı. sadece, öyle bir yazı yazdığımı hatırlatmak istedim.
ben insanlarla konuşmayı çok severim, sanırım insanlar benle konuşmaktan nefret ediyorlar. dünyanın en kötü şeyi, AIDS olmak değil de bir insanın gözlerine baktığınızda "derdinin olduğunu farketmek"tir biliyor musunuz? derdinin olduğunu fark ettiğiniz insana "ne olduğunu" sorarsınız ve ileriki bir zamanda, derdiniz olduğunda size "ne olduğunu" sormasını beklersiniz. ne çok dert dedim, çok dertlendim. gerçekten…

1 mayısta taksimdeyiz.

konusu açıldığında siyasi görüşümden övünerek bahsederim. bir zamanlar beni tanıyanlar bilir, faşistin en önde gideniydim. (merak etmeyin, bu yazıyı okuyorsanız eğer, o tanıyanlardan değilsiniz.) nitekim, "1 türk, 1000 yabancıya bedeldir" değil mi? değil.
ben istanbul'u pek sevmem. istanbul'un da beni sevdiğini sanmıyorum. 3 günlüğüne istanbul'a gittim. istanbul'a her yeni giden insan gibi, istiklal'de yürüdüm. insanların nasıl robotlaştığını keşfettim. metroya bile bindim ve bu robot insanların birbirlerine bakmaktan nasıl korktuklarını gördüm. arkadan gelecek parayı şoföre uzatmamak için, minibüsün arka koltuklarına koşanları bile gördüm. istanbul'un yaşanacak yer olduğunu söyleyen, yalan söylüyordur.ama bu söylediğim, "istanbul'da yaşayanın da, istanbul'un da umrunda değil." her neyse, konumuz bu değil zaten. bu konuyu diğer istanbul'u anlatan yazıma yazacağım. şimdi, 1 mayısta taksimdeyiz.
istiklal'de her türlü insan…