Kayıtlar

Mart, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hiçbir gazete: seçim günü.

doğru politika diye bir şey yoktur; doğru kelimelerle söylenmiş yalanlar vardır. ben politikacıları seçtikleri kelimelere göre değerlendiririm. bu yüzden recep tayyip erdoğan'a hep saygı duymuşumdur. amerika başkanı karşısında ecevit gibi ezilip büzülmek yerine; vücut dilini doğru kullanarak üstün bir insan olduğunu göstermişti.

benim ak parti'yi destekleme sürecim böyle başlamıştı. kemal kılıçdaroğlu'nun yanlış kelimelerle doğruları söylemesi, kendisini büyük bir çaresizliğe itti. devlet bahçeli doğru kelimeleri, doğru konuları anlatıyordu ama yaşlılık başına vurmuştu. kitleleri hareket ettirebilecek bir yeteneği yoktu.

bu yüzden geçen seçimlerde oyumu ak parti'den yana kullandım. her insan yanlış seçim yapar ve her insanın düşünceleri zamanla olgunlaşır. her insan mutlaka kendi kararlarını verebilmeli; ama o günden bugüne çok şey değişti. durun, konu daha yeni başlıyor.
sene 2014 oldu, genel seçimlerin üzerine ben çok değiştim. benimle birlikte binlerce etmen de değ…

"hiçbir gazete" serisi

bundan sonra bazı yazılarımın başlıklarında "hiçbir gazete: xxx" şeklinde bir şeyler yazacağım. güncel olaylar hakkında uzun süredir susuyordum. artık güncel olaylar hakkında da bir şeyler yazacak ve yorumumu dile getireceğim. sadece edebiyat üzerine olmayacak; içimi biraz olsa boşaltmak istiyorum.

umarım anlayışla karşılarsınız.

depremler.

ben çift karakterli bir birey olmalıyım. bir birey olmalıyım ben çift karakterli. aynı anda yüzlerce kişiyi mutlu edemeyebilirim, ama aynı anda iki kişiyi kontrol etmek kolay olmalı. biriyle gülüp, biriyle ağlayacaksın; fazlası yok. yüzlerce kişiyi aynı anda mutl... tek bir döngü üzerinde hareket ediyorum, hayatım mutluluk ile mutsuzluk arasında git gel yapıyor. şu süre zarfında kendimden yüzlerce şey kaybettim zaten; yere düşen her şey zamanla kayboluyor. yere düşmüş kişiliğim, yere düşmüş benliğim ve henüz harekete bile geçemeden yerle bir olmuş hayallerim ile oluşturulan bir çikolata hayal ettim bugün; acıydı.

bir yandan kendinden nefret ederken insanoğlu, bir yandan kendini sevemez; bir yandan kendinden nefret ederken, bir yandan başkalarından da nefret edebilirsin ama. bir an üzerime yerleşmiş yalnızlık hissiyle duyulmuş çürük et kokusu... şerefine içmek istiyorum bugün.
başarabilirim. iki karakteri birbirine senkronize eder ve aynı anda gülümsemelerini sağlarsam eğer; dışarıdan…

mutsuzluk.

her seferinden farklı bir şekilde, ilk defa bir başlığı büyük harfle başlatmak istedim. ilk defa büyük harflerle başlayan cümleler kurmak istedim. hafif kafam uçuk olsaydı eğer bu yazıyı yazmak daha zevkli olurdu, hafiften kafan iyiyse bu yazıyı okumak daha iyidir. zaten dünyanın değişmeyen tek özelliği olsa gerek sarhoşken sorulan "oğlum acaba sarhoşken gerçek insanlar oluyoruz da, sarhoş değilken yalan mıyız?" sorusu.

bu şarkıyı sevmedim, gerçekten. değiştirmek istiyorum, dur bir dakika, değiştirdim. tamam, devam edebiliriz.

ben aslında sessizliği sevebilirdim. sessizlik içerisinde çığlık atan insanlardan bahseden yazarı ilk okuduğumda çok heveslenmiştim mesela. sonrasında sessizlik içerisinde yaşayan her insanın, aslında çığlık atmak istediğini öğrendim.

ben aslında çığlık atmaktan nefret ederim. ben aslında... bir insanın da kelimelere döktüğü gibi; her şeyi sevmemek için yaratılmışım. yaratılmamış olsaydım dünyanın ne eksiği, ne fazlası olurdum. bak, yine oldu işte; ken…

gözleri kan çanağı.

şeytan kırmızıyı çok sever, kadınlar da öyle. erkekler de. ben de severim, farklı bir yaşam formu olarak. bazen "insanların hepsi kırmızı olsaydı dünya daha güzel bir yer olurdu." diye düşünürüm. son zamanlarda dikkat ettim tekrar, "bazen" kelimesini diğer kelimelerden farklı seviyorum. bazen olur böyle şeyler diyorum mesela, bazen her cümlenin sonuna bazen ekleyesim geliyor. eskiden de anlattım, "bazen" kelimesi her şeyi daha güzel yapıyor.

bazen aşık olur, bazen bir insan severim. bazen aşk mektupları yazdığım görülmüştür illa ki. bazen aşık olduğum hakkında yazılar yazdığımda görülmüştür ama... hiçbir zaman kime, neden yazdığımı anlamamıştır insanlar. biliyor musun bazen ben bile bilmiyorum kime, neden yazdığımı.

her günün sonu mutsuz bitecekmiş gibi geliyor bana. içerlenip bir kaç sigara yakıyor, deneysel müzikler açıp keyfime bakmaya çalışıyorum. bazen neden üzüldüğümü, neden depresif olduğumu çözemiyorum. belki de mutsuzluğun en güvendiği bağımlısıy…

konuşmak istediğim bir şey.

lütfen, müzik ile birlikte okuyunuz.

ne kadar uzatırsan konuşmayı, yalan söyleme riskin o kadar artar. kısa konuş benimle, sessiz harflerle fısıldayarak konuş. en romantik halini takın. kahvem var istersen ve ben varım eğer ki gitmek istersen.

yine progressive girdik!

güzelim barış manço hayatını kaybetmeseydi hayatı daha iyi yaşayabilirdik. gülmeyi kemal sunal'dan öğrenmiş bir neslin, şu garip dünyanın yeni nesil esprilerine gülmesini beklemeniz en büyük hatanız zaten sizin. gerçi biz renksiz televizyon ekranlarının renkli esprileriyle de büyümedik, ama sokaklarda oyun yaratmanın ne olduğunu en iyi biz biliriz!
ikinci katının dublex olduğu apartmanımızda yaşayan onurcan'ımız vardı bizim. apartmanın ikinci katına dublex daire koymak nedendir hiç düşünmemiştim ama garip bir hatıradır hep. kömürlüğün önünde oturmuş geleceğe dair planlarımızı konuşmak gibi bir saçmalık yapmıyorduk onurcan'la o gün. daha önemli meselelerimiz vardı, pokemonu henüz yeni izlemiş ve hep beraber dışarı çıkmıştık.

küçüktük ya, hayal gücümüz genişti. "oğlum," demişti onurcan, "benim küçükken pokemonlarım vardı. pikaçu elektrikle skörtılı çalıştırır, skörtıl su fışkırtırıp beni yıkardı." demişti. inanıp "balbazar ne yapıyodu?" diye sor…

doğum günün kutlu olsun kardeşim.

her heves doğru yolda kullanılmadığında kırılır, ki doğru yolun ne olduğunu bulan var mı bilmiyorum. her heves farklı yollara gider önce, fiziğin araştırmadığı tek konu da hayallerin kırılma noktasıdır illaki. bir önceki cümlenin öncesindeki cümleye soru işareti koyulur mu bilmiyorum. zaten son zamanlarda kaç tane sorum varsa cevapsız. biz böyle kaybetmeyi nereden öğrendik? peki biz... neden hep kaybettik?
içini doldurup taşıran dertlerin en köşesine sıkışmış, saklanan çocuğu düşün. küçükken büyüktük aslında... büyürken küçüldük. boğazından henüz geçmemiş sigaranın dumanını bir düşün, son zamanlarda her şey sigaraya benziyor zaten. son zamanlardaki en büyük pişmanlığım da küçüklüğe ithafen. kitaplara ithafen. oğlum lan... biz büyüdük de, dünya ne zaman bu kadar büyüdü? şimdilerde sadece kitaplarda okuyabileceğin çocukluğunu hatırlıyor musun? ne kadar da güzeldi. aynı romanın iki hikayesi olsa da, tek bir sonu var. sorular, sorular ve tekrar sorular. biz, bu kadar başarısız olmayı ne z…