Kayıtlar

Temmuz, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

gizemli insanlar diyarı.

konu yazmak olduğunda benim için her şey kolaydı. bir gün arkadaşımdan müzik altyapısı istedim. uzun süredir yapmadığım müziğe geri dönecektim. arkadaşım, sercan; müziğini ne kadar ön plana koymasa, kimse onu tanımasa bile ciddi anlamda güzel müzik yapardı. beni kırmadı. aynı saatler içerisinde altyapıyı gönderdi. saatlerce altyapıyı dinledim, yazamadım. kabusumla başbaşaydım; yazamamak.

yaşamak için yaptığım tek şeyin nefes almak olduğu zamanlardı. dışarı çıkmıyordum, uyuyamıyordum da. imkanım olsaydı belki nefes de almazdım. arada sırada esniyordum. yatakta bir kaç saat etrafımda döndükten sonra uyuyamayacağımı fark edip kendime bir kahve yapıyordum. tam bir "loser" durumundaydım. kaybedenler kulübü senaristi tolga örnek beni tanıyor olsaydı, her şeyi sil baştan yazabilirdi belki de. çünkü kaybetmek dediğin şey elinin altında her şey varken kendini kaybetmiş gibi hissetmekten ibaret değil. süslü bir kaç cümleyi bir araya getirip insanların huzuruna sunmaktan ya da ne biley…

bir adam.

bir adamın her yerinden ümitleri tükenmiştir belki. insanlar güzel varlıklar doğru açıyı yakalarsan eğer. ışığı doğru açıyla verirsen ben de yakışıklıyım mesela. doğru bir senaryo yazmıştır belki insanın biri geçenlerde. yanlış ellere düşmüştür sonra. yanlış ellerde yanlış değerlenmiştir bir adamın hayat kurgusu. üniversiteyi kapatıp bakkal açma fikri de güzel aslında; köprü diplerinde ufak büfe açıp alnımızdaki terleri silerken yaprak yaprak döner keseriz. hatta bu, şimdiye kadar düşündüğüm en güzel fikir olabilir.
bir adam demişken, bir adam ölmüştür belki yirmi üç yaşında. kendisinden bahsettiği mektupları başkasına gönderilmek üzere hazırlanmış köşede bekliyordur. bir adamın öldüğü iyi olmuş aslında. bir adam, neden başkasına göndereceği mektuplarında bile kendisinden bahsedebilecek kadar narşist olmuş ki? o adamın ölmesi, azrailin en isabetli kararlarından birisi olmuş olabilir. demek ki azrail de bazen mantıklı kararlar verebiliyor. bir adam dünden güzel uyandı. bir adam dünden …

çük ve taşşak muhabbeti.

geçen gün yine yalnızlıktan öldüğümü sandığım dakikalarda bir şeyi fark ettim; bu ağzını siktiğimin hayatında herkes yalnızsa, neden yalnızlığı bir mutsuzluk belirtisi olarak görüyoruz? sadece yalnızlık ile alakalı bir konu değil bu gerçi, ama benim ön plana çıkan özelliğim yalnızlığım. bu arada çok güzelsin esmeralda, bir kaç dakika sevişebilir miyiz?
abi geçen gün ölüyorum zannettim yalnızlıktan, sonra uyandım. etrafıma bakındım, ölümden sonra hayat varmış. güzel, en azından bu sevindirici bir haberdi. bazı şeyleri çabuk atlatabiliyoruz. benim yalnızlığı atlatmaya çalışmam senelerdir sürüyor. çok susadım amına koyayım. her şeyin sonuna baktığımda görebildiğim tek şey bu; susuzluktan ölüyorum. kapınızın önüne bir kap su koyun taşşaksızlar, ihtiyacımız var.

sorun yalnızlık veya mutsuzluk değil. sorun hep aynı şeylerin var olması. dışarı çıkıp kafeye gideceğiz ve arkadaşlarla sohbet edeceğiz. yurtdışında kafe kültürünün böyle olmadığını biliyor musunuz? yurtdışında kafelere genelde yal…

saçmalattirik: konular ve uşakları.

"nasılsın bugün? nasıldın bugün? mustafa sende çok şey değişti sanki kısa sürede. sen kendini bırakma yine de. devril, yok ol, öl, geber, ama gücünü asla kaybetme. yaşamanın bir anlamı olmalı içinde. derine in mustafa, belki taa en derine. baksana yıllar geçti, çok şey soyuldu derinden. yaşamadığını zannetsen de düşünce bunlar, bir gün kapından içeri gelirler."

yıkıl. her seferinde daha iyi yıkıl. bir kere olsun kalkama. anlamsız gelen cümleleri bir tarafına sakla, yıllar sonra okuyunca anlarsın. kalkmana yardımcı olmuş yabancı ellerin de yoktu anlamı; ama inandın. bir kere olsa inandın; sonrası seni takip etti. bir kere daha olur belki, sonsuzuncu kere inanırsın.

kırılmaktan tutmayan kalbin hala atıyor mu? atıyorsa güzel, atmıyorsa diren. ben de bir kadını sevdim zamanında, tanrı beni yokluğuyla sınadı. sen de birini sevmişsindir, nasıl olduğunu çok iyi bilirsin. mutlu sonla bitseydi adına aşk değil; sevgi derlerdi. mutlu sonla bitmedik ya adına aşk deyip susuyorum.

bugün d…

artık seni düşünmek istemiyorum.

öyle veya böyle, bir şekilde yalnız kalıyorsun. gerisi önemli değil. yazacaklarım, söyleyeceklerim bu kadar. bugün de kimseyi aramadın. bugün de seni kimse aramadı. çevrende gördüğün yüzler sürekli aynı, yeni insanlara ihtiyacın var. körkütük aşık olmak yalandan. git birileriyle seviş diyorum da, biliyorum kalbin buna dayanmaz.

tekilayla cin karışımında oluşmuş sperm parçaları. tek günlük heyecanlarım. olur da yeni birine rastlarsam sanırım artık sikimde olmaz.

diyorum ya, öyle veya böyle... bir şekilde yalnız kalıyorsun. "pardon, sen kimdin?" demek istiyorsun asla unutamayacağın insana. pardon ya, sen kimdin? hala yaşıyor musun?

yokluğunda bin kez öldüm, bin birinci kez dirilemiyorum. yokluğuna alıştım. varlığınla mutlu olamayacağımı bilmeni istiyorum. gelme artık. gitme de. kal, kaldığın yerde. zaten gelmek istesen gelemiyor, gitmek istesen gidemiyorsun.

artık seni düşünmek istemiyorum. kusura bakma, ben yoluma bakacağım. senli veya sensiz. zaten varlığında seni bana vermi…

hastane duvarları mavidir.

ne yazacağımı bilmiyorum. yazma o zaman. uzun zamandır aynı ritim, biraz müziği değiştir. kafan dağılsın, üzücü haberlerle zaten nirvanaya erişti. deme bana böyle. nurtopu gibi psikolojik semptomum daha hayırlı olsun. duyan birileri varsa konuş, yoksa zaten anlamlı değil. 

imkanlı imkansızlıklar savaşı. söz konusu sevdiklerin olduğunda ölüm imkansız değil. hastanelerin duvarları mavidir, bilirsin. mavi bulutların rengidir, hayallerin. hastane koridorlarında herkesin hayalidir iyileşmek. tanrı kimilerine iyileşecek güç verir. kimileriniyse daha baştan bitirir.

üzülme benim için, güçlü kal. tanrım elimde hiçbir şey kalmadı. annem, sadece ben güçlü olursam iyileşebilir. tüm aile üyelerimin elinde silahlar. bazen silahlar "dıkşın!" diye değil, "her şeyin sorumlusu sensin" diye ötebilir. duymasını biliyorsan eğer unut. bazen duymak istemediğin şeyler duyarsın. "annen hep seni kafasına taktı, o yüzden böyle oldu." tamam suçluyu ben ilan ettiniz, katil bulundu. …

absürt bir başlık.

"hiç, oldu mu güzelliğin? hiç, yoklukta kaldın mı? hiç, hiçle başlayan yüzlerce soru sorabileceğini düşündün mü?"
"düşündüm bebeğim."
"güzel, bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. neden bu kadar ağlaksın odun? neden bu kadar karamsarlık? neden böylesin? hiç, nedenle başlayan yüzlerce soru sorabileceğini düşündün mü?"


düşündüm bebeğim. bugüne kadar gelişimin sebebi, her şey el emeği. a ile b şıkkı arasında kaldığımda, düşünmeden düşünmediğim şıkkı seçtim. içimden doğrusu geldiyse de, yanlışı işaretledim. doğru yapmayı bilmiyorum ben bir şeyleri. doğru yaptığımda kıyamet kopacakta, her şeyi kaybedecekmişim gibi geliyor.

"kaybetmediğin ne var ki?"
"sen varsın, düşüncelerim. belki bir kaç arkadaş, bir kaç bardak alkol. bilirsin beni. ben alkolü muhabbet için değil, kanım daha hızlı kirlensin diye içerim. bu yüzdendir zaten bir saatte yetmişlik votkayla kendimi kaybedişim. en son bir şeyi doğru yaptığımda yıllar önceydi. kendimi kaybetmiştim.

uzun bir s…

artı on sekizimsi: spermin tadı tuzludur.

dipnot: bu yazı tamamen kişiseldir, özeleştiridir. lütfen, bana güvenin. üzerinize alınmayın. her kelime, her küfür şahsımadır, kimseye bir gönderme yoktur.

inadına engelli kaldırımından yürüyordu. onu gözlüyordum. uzaktan çok güzel görünüyordu. lanetim var benim, kimi sevsem ölüyordu. kimseyi sevemiyordum. zor geliyordu sevgisizlik, ilgisizlik, beklentisizlik ve geri kalan her şey. bencilce birilerini öldürüyordum sırf bunun için. kendimi düşündüğümde çok güzel geliyordu özlemi. söylesene sayın okuyan; sever miydin katil olsaydın öldürdüğün kişiyi?

o kadar güzel karıştırmışlardı ki ipliğimi, denizcilerden denizci beğensem bu düğümü çözemezdi. cesaretsizdim, ölemezdim. sonuçta dünya bir okyanus ve hepimiz içinde bir gemiyiz. kimilerinin ipi çok uzun tutulmuş, kimilerinin ki hala karaya bağlı. çevremde çok çığlık duymuştum sayın okuyan, buna rağmen kulaklarım sağırdı. yazar olmaya çalışmanın bu kadar zor olacağını bilemezdim.

yine yargı, yine yardım! bir adam vardı yanı başımda bağlı.…

krem kokusu.

yaralar, bir tarafa dizilin. son kafiyeler falan yaklaşmışken, daha fazla edebiyat yapamam. son model arabaların altında kalmış duygular. son yaptığın makyaj kalbini koruyamaz. susarsan yalan, konuşursan yalan. ne yaparsan yap yalan. bir kaç anlamlı hikaye, seni asla gerçek yapmaz. ama bil... yalanlara ihtiyacımız var. sana olduğu kadar.

yosunları yiyen solucanlar gibi anlamsız. bir solucan denize girerse ölür. yosunlarınsa karaya çıkma şansı yok. bir imkansızlık teorisi zaten üzerine yazılmış tüm senaryolar. bir bilim kurgu filminin görünmezlik pelerini kadar gerçek olabiliyor ancak. inanması mutlu, sonuysa yok belki.

kimse bilmez neler çektin, neler anlattın. bana kendini anlatma lütfen, benim tanıdığım kadar güzel kal. seni sadece senin anlattığın kadar değil; benim bildiğim kadar tanıyorum. daha fazla tanımıyorum seni sayın okuyan; zaten anlatsan da tanımaya çalışmam.

kafam güzel değil, olmasını isterdim. her güzel yazının bir sonu var; her kafası iyi insanın olduğu gibi. kanatlar…

öpüyorum yalnızlığın dudaklarından.

öpüyorum dudaklarından, kıskansın tanrı. kime sorsam sokaklarımı, herkes beni tanır. yalnızlığın ahını aldım yıllarca. bir hayat yalnız da yaşanır kaybetmeye değer görmüyorsan eğer kimseyi. kaybetmeye değer görmüyorsa eğer kimse seni, eşit sayılırız. uzaklaşma fazla. senin bana ihtiyacın, benim sana ihtiyacım var.

farklı yaratılmış olabilir her insanın parmak izleri. oturdum köşemde, yedi milyar insanı izledim. ne kadar farklı olsa da insanların derdi, sonuçta aynı yerdeyiz. aç televizyonu vızıltı yapsın. kulak salyangozunu kapatan bir kulaklık da olur. kitap oku, hayallerini güçlendirsin. yalnızlığa bırak kendini, tamamiyle sana ait olduğunda güzel olacak, seveceksin.

yazılar yaz, belki birileri okur. anlaşılmaya olan ihtiyacın azdırırken düşüncelerini, kaybolmanın zevkine bırak kendini. herkesin yeteneği değil düşüncelerde kaybolmak. sadece ahmakların işidir yeteneklerinden uzaklaşmaya çalışmak. var ol! uzun zamandır yüzüne hasret kalan aynaya bir bak; kim olduğunu düşün. umut veric…

huzursuzduk.

evde bile gram huzurumun olmaması tanrının armağanı. saygılarımı sunuyorum tanrım; çok güzelmiş imtihanın. öyle bir sınav ki, hiçbir işe yaramıyor terk etmek diyarı. martı sesleriyle dolmuş istanbul'u fetheden ilk sultanım; neden yaptın?

methiyeler dökülmüş yalnızlıkla bir derdim var; ne kadar söz versemde kendime anlatamam. beni sevmeyen her insanla sorunluyum. zira binbir gece masallarından masal olsam; bin ikinci geceyi nasip görürler bana. sen ey kahraman, ey sultan, ey tanrı! biraz düşün; işlenmemiş günahlarımla hesaplaşamam.

kapıların ardından kırmızılık kokan cehennem ateş renginde. bana sorsalar kırmızıya tutku derdim, aşk derdim, nefret derdim ama cezayla bir tutamazdım. zaten benim yerimde olsaydı tanrı, kullarını sınamazdı hiçbir şeyle. bu yüzden ki parçalanıp bir köşede eriyor sahipliğimdeki duygular.

sokakta yürüyen her sevgiliyle bir sorunum var, ayrılsınlar. bu devrin en büyük bulaşıcı hastalığıyken aşk, varlığına katlanamam. fütursuzca sevişen insanlar, kaybolanlar…

saçmalattirik: uyan çocuk.

şahane bir olgunun evrilmemiş bebeği. sineklere fırsat verin ki açık camı görebilsinler. karanlığa beyaz ışık tutarsan daha çok belli olur sigaranın dumanı. fırsatım olursa eğer iyilikleri bırakıp sadece kötülükleri umarım. kalbini kırdığın kadının kalbimi kırması; dünya zaten sahipsiz kalplerin çaresiz dünyası. açtığın her mutluluk kapısı, başkasının gördüğü rüyadır. uyan çocuk, bugün de mutluluğun sonuna geldik.

kalp kıranla bir ömür mutlu olunmaz şair efendi. kalbini en çok kıranı sevdiğinden beri ağlamaklı oldu satırların. kim bilir kaç betimleme, kaç yazıt, kaç hitabe onu hatırlatır. eline biraz mutluluk verdim de, bir tek onu unutmadın.

tanısaydı seni freud, psikoloji üzerine yazdığı her şey değişirdi. bir adam sessizce delirdi, varlığını sadece ben fark ettim. bir adam tanıdım, duygularını farklı farklı yerlerinden katletmiş. bir yalan gördüm her şeyiyle; adını ben koydum, bazıları 'odun' derdi. bir sen, bir ben, hiç fark etmez. aynı yerdeyiz.

garip hikayeler, bitmeyen aşk…

firari mahalle.

yüz elli beşi tuşlamış bir adam konuşuyor, acı fren sesleri yok. "kendimi kaybettim amirim!" diyor titrek sesleri. duvaklı bir gelin kırk yerinden bıçaklandı amirim! sevdiğimi söyleyemem. intikamın tezek kokusu burnumdan bir gram eksik olmadı. bana türk kahvesi yapan ellerinin başkasının uzuvlarında dans edeceği gerçeğiyle yüzleşemedim amirim.

seni seviyorum derken dudaklarının aldığı hafif gülümseme, başkalarının acı spermleriyleyken somurtsun istemedim. benleyken sürekli gülüyordu acılarıma. ben de zaten birileri acılarıma gülsün istiyordum. başkalarının acılarına somurtsun istemedim. başkalarının acıları benim gibi değil; başkalarını acıtır. ben en azından acıtır, sonra yarabandı takarım. öldürenler unutulur belki, ama iz bırakanlar unutulmaz amirim.

yüz on ikiyi tuşlamış bir adam konuşuyor, acı ve fren sesleri! "kendini kaybetti doktor bey!" diyor titreyen elleriyle tutamadığı telefonda. "ne oldu, kadını mı vurdular?" diyen meraklı teyzelerin durmayan…

asosyal feys, asosyal hayat falan konulu.

ne kadar da eğlenceli bir sokak. sokak bu gece çok da eğlenceli değil. bi siktirip gidelim, uzaklaşım buralardan. hayatınız gösterdiğiniz kadar da mutlu değil, hayatım o kadar da mükemmel değil. yalnızlık bir o kadar da büyük, sokakta eşini bulamamış kediye bile bulaşmış. gerçeklik çok zor, alışılamıyor insan bir türlü.

telefonlarınız gösterdiği kadar mükemmel değil, sürekli iletişim halinde bulunmak kötü. varlığından her an emin olunduğunda zevkli olmuyor hayat. sevdiğinize mektup yazdığınızda ulaştıramamak çok daha güzel. bi siktirip gidelim, uzaklaşım buralardan.

"ne güzel değil mi dost? nerede olduğumu biliyor, ne düşündüğümü okuyorsun. benim hakkımda bilmediğin hiçbir şey yok. olmamalı da. beni en ince detaylarıma kadar tanımalı, şu an ne yediğimin fotoğrafına en ince detaylarına kadar bakmalısın. yeni bir elbise aldım, sence de güzel değil mi?"
"ne bileyim be oğlum, bunlar saçma değil mi sence?"
"şu an saçmalıyorsun ama, ne alaka?"
"yapıyorsun,…

tek düze hikaye, aynı, anne.

kahvem o kadar sert ki içimizi acıtıyor. sana aslında nasıl bir insan olduğumu anlatsam inanmazsın. sayın okuyan, bir hikaye yazmaya ne dersin? boşversene şöyle uzan, vücuduna biraz iyi gelsin koltuğun en rahat minderi. bir zaman makinesini hayal et. şimdi de yok et istanbul boğazının soğuk sularında. şimdi bir intihar hayal et. şimdi de yok et kendini varsa eğer "acılar" diye bir okyanus.

biraz da beni dinle. anlatma sırası geçti senin hayatının. anlatma sırası geçti, hayatın senin. ben de bir hayat isterdim, benden önce başkaları almasaydı.
bugün de uyandım. bugün de bir hikaye yazdım baş cümlesi uyanmakla başlayan. yarın da bir hikaye yazacağım, baş cümlesi uyanmak olacak. bugün de uyanmak istemezdim dün ya da yarın gibi. bir aşkın başlangıcı, bir aşkın bitişi, bir neyse, bir neyse siktir et. bugün de birini çok sevdim anne, sonra ufaldı ve geçti.

üç dış fırçası, iki macunu. dört ayakkabı. dokuz basamaktan altı merdiven. bir tane kapı, kolu yukarıdan neredeyse yetmiş santim…

bugün sayın okuyan.

dünyada binlerce keşfedilmemiş canlı türü, binlerce cevaplanamamış soru var. var olmak kendi çapında bir anlamsızlık taşıyorken, var olmaya anlam katmaya çalışan milyonlarca insandan bahsediyorum. bugün de bir film izledim, bugün de bir film mutsuz sonla bitmedi. bugün de kazanan bir kişiyi, kaybeden yüzlerce kişinin yanında tanıdım. kazanan tek kişinin, kaybeden yüzlercesinden önemli olmasına katlanamıyorum.

henüz vadedilmemiş toprakların, vadedilmemiş gül bahçeleri. zaten bir gül bahçem olsaydı tüm çiçekleri koparır hak edenlere verirdim. neyse, konumuz bu değil. konumuz, tüm yazılarda olduğu gibi, bugün de sensin okuyan.

derin bir nefes al, dışarısı çok sıcak. bugün de birini çok beğenmiş, bugün de farklı şeyler hissetmiş olabilirsin. bugün de "bu sefer çok farklı olacak!" diye başladığın ilişkinin diğerlerinden farklı olmadığını öğrenmiş olabilirsin. bugün, belki de tüm günü yatağında geçirmişsindir kimseye bir şey anlatamadan. merak etme, binlerce insan arasında saklansa…